16 Nisan 2006

DAMDAKİ MİZAHÇI'NIZ
CİHAN DEMİRCİ'NİN
İLK "İMZA GÜNÜ" ANISI...

Tüyap Kitap Fuarının uzun yıllardır genel koordinatörlüğünü de yapan gazeteci-yazar sevgili Deniz Kavukçuoğlu, geçen paar Cumhuriyet'teki yazısında, TÜYAP KİTAP FUARI'nın 25. yılından söz açarak, Tüyap'ın 25. yıl anısına hazırlamakta olduğu kitaba katkı istiyordu. Tüyap Kitap Fuarı bu Ekim sonunda (28 EKİM-5 KASIM 2006 arası) 25. kez düzenlenecek İstanbulda... "DAMDAKİ MİZAHÇI"nın yazarlık yaşamında da TÜYAP'ın çok önemli bir yeri var. Çünkü bendeniz ilk imza günü etkinliğimi 1990 yılında Tüyap'ta gerçekleştirmiştim. İşte, bu çağrı üzerine bende oturup, o ilk imza günü anımı ilettim sevgili Kavukçuoğlu'na... İşte benim için unutulmaz bu "İLK İMZA GÜNÜ ANISI"nı bu blogta şimdi sizlerle paylaşıyorum...

TARIK DURSUN K. İLE

TÜYAP'TA "İLK"

İMZA GÜNÜ DERSİ!

Tüyap Kitap Fuarı 1982’de başladığında bendeniz henüz 2 yıllık ve hiç kitabı olmayan bir yazardım. 1985’te ilk kitabım yayınlandığında, Tüyap’ı ilk kez ziyaretçi olarak gezmiş, orada kitap imzalayan yazarlara gıptayla bakmıştım. 5 yıl boyunca okur olarak gezdiğim, ziyaretçi olarak gittiğim bu fuara 1990’dan başlayarak ‘yazar’ kimliğimle katılmaya başladım. Hem de hiçbir fuarı aksatmadan, ıskalamadan… Yani 17 yıldır bu fuara hem söyleşilerle, hem de imza günleriyle düzenli olarak katılan bir yazarım.

Hayatımın ilk imza gününü 1990 yılının Tüyap Kitap Fuarında yaptım. İlk imza günüm olması nedeniyle, o gün benim için unutulmaz bir gündü. Tarih: 11 Kasım 1990’dı… Bir Pazar günüydü… O dönemlerde 2. kitabım olan “Geyik Muhabbetleri” çıkalı 8 ay kadar olmuş ve beni de şaşırtan bir satışa ulaşmış, baskı üstüne baskı yapıyordu. Bu satışın verdiği cesaret ve heyecanla, 11 Kasım 1990 Pazar günü, ilk tarihi imza günüm için Tepebaşındaki Tüyap’a erkenden gittim. Yani öylesine erkendi ki daha fuar açılmamıştı bu arada! Yılmaz Yayınları standında 14.00-18.00 arasında gerçekleşecek imza için bendeniz sabahın köründe Tepebaşındaydım. Önce dışarıda çay içip oyalandım. Sonra fuar açılınca kafeteryada çay içmeye devam ettim. Sonra bir çay daha bir çay daha… İkide bir saate bakıyorum. Vakit geçmek bilmiyor.

Saat 13 civarı olunca yayınevinin standı önünde turlamaya başladım. Volta atam mahkumlar gibiydim o an. Bir okur gibi kendi kitabımı incelemeye başladım. Benim stand çevresinde bir o yana, bir bu yana turladığımı gören, sevgili yazar ağabeyim Tarık Dursun K. yanıma geldi. Zaten imza günümüz Tarık ağabeyle yan yana olacaktı. Üstelik “Geyik Muhabbetleri” kitabımı basan yayınevinin de editörüydü. Tarık ağabeye; “Tarık abi, artık oturalım mı, bir saat kadar kaldı” filan gibi laflar edince kulağıma eğilip; “Dur bakalım, sarsma” dedi ve devam etti: “Şimdi toy ve ilk kez imza gününe oturacak bir yazar olarak sana taktikler vereceğim. Bir kere, ilk yapılacak şey, bir saat önceden imzaya oturmamaktır, hadi gel kafeteryada çay içelim…” Tarık ağabeyle bir kez daha çay içerken, sanırım çay içme rekorumu kırmaktaydım o anda.

Biz muhabbet ederken saat 14 olmuş, hatta 5-10 dakika geçmişti bile. Ben telaşla, bir an önce standa gidelim, derken Tarık ağabey gayet sakin, kolumdan tutup; “Dur sarsma, acele etme, öyle tam saatinde oturmak da iyi değildir” diyordu. Biz bir 15 dakika sonra, standın tam karşısına geldik. Ben standa artık balıklama atlayacakken Tarık ağabey bir kez daha, koluma yapışmıştı: “Oğlum dur sarsma dedim, buradan standı biraz keselim, acele etme, hem bak henüz kitaplarımızla ilgilenen bile yok!..” Ne de olsa bu laflar deneyimli bir ustanın laflarıydı, dinlemekte yarar vardı. Biz Tarık ağabeyle kendi imza günümüzü kesmeye başladık anlayacağınız.

Ve işte beklenen o an gelmişti. Birkaç okur standın önünde kitaplarımıza el atmış ve gözleri yazarları heyecanla arar bir vaziyet almıştı ki, sevgili editörüm Tarık Dursun K. bir kez daha koluma yapıştı: “Hadi gel, artık sarsmanın zamanı geldi!..” İşte böylece yarım saat kadar gecikmeli de olsa, Tarık ağabeyle, yayınevinin standına girdik, sandalyelerimize oturduk ve kitaplarımızı imzalamaya başladık…O gün bana iyi bir ders olmuştur. O yüzden ne zaman imza gününe erkenden oturan bir yazar görsem, aklıma 11 Kasım 1990 Pazar günü, yani o unutulmaz ilk imza günüm gelir ve beni tuhaf bir gülümseme alır…

Ey sevgili Tüyap, benim kuşağım kitaplarını biraz da senin itici gücünle yazdı, 25. yılın kutlu olsun, iyi ki varsın!..

Hiç yorum yok: