04 Kasım 2020

36. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE SEVGİLİ ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN USTAYI SEVGİYLE ANIYORUM...



Sevgili "Damdaki Mizahçı" okurları, Bugün 4 Kasım 2020... Şiirimizin büyük ustalarından Ümit Yaşar Oğuzcan'ın 36. ölüm yıldönümü... Ömrünün son 2 yılında tanıma ve birlikte çalışma onuru yaşadığım, Ümit Yaşar ağabeyi ne yazık ki 58 gibi çok erken bir yaşta yitirmiştik, oğlu Vedat'ın 1973'teki intiharı sonrasında oldukça zor ve hüzünlü günler yaşamış olan ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN ustanın anısına yazdığım aşağıdaki yazı gazete için kısaltılmış bir yazıdır. 27 Haziran 2020 tarihinde Cumhuriyet'in "CİDDİYET" mizah sayfasında yayınlanmıştı. Ustanın 36. ölüm yıldönümünde anısına bir kez daha paylaşıyorum...

Sevgili “Damdaki Mizahçı” okurları, dam üstünden anılar’da bu haftaki konuğum şiirimizin unutulmaz isimlerinden şair Ümit Yaşar Oğuzcan… 1982-1984 arasında sevgili Ümit Yaşar ustayla  Güldürü Üretim Merkezi çatısı altında birlikte çalışma onuruna ermiştim. Onunla  iki yıl kadar aynı ortamda çalıştık.

Çoğu şiir tutkunu onu unutulmaz aşk şiirlerinin şairi olarak bilir, oysa Ümit Yaşar Oğuzcan önemli bir taşlama ustasıdır aynı zamanda. O yıllarda ben de taşlama şiirler yazan genç bir mizahçıydım bu yüzden Ümit ağabeyin bendeki yeri özeldi. O günlerden kalma unutamadığım bir Ümit Yaşar Oğuzcan anısını sizlerle paylaşmak isterim…

Kimseler pek bilmez ama Ümit Yaşar Oğuzcan gibi en duygulu aşk şiirlerini, en keskin taşlamaları yazmış edebiyat ustasında ancak yakınlarının farkında olduğu bir kekemelik sorunu vardı. Ümit ağabey işyerinde bizlerle konuşurken epeyce tekler ama şiir yazmaya oturdu mu dizeleri ardı ardına döktürürdü. Ümit Yaşar usta bir çalışma günü, akşam üstü iş yerinden ayrılırken gene epeyce kekeleyerek bize, o akşam TRT televizyonunda bir kültür-sanat programına konuk olacağını söyledi. İşyerindeki yazar-çizer arkadaşlar, yaşlarımızın epeyce genç olması ve mizahçı olarak içimize işlemiş o anlatılmaz muziplik duygusu ve fırlamalıkla, o gittikten sonra aramızda epeyce kıkırdadık.

Ümit ağabey, akşam televizyona çıkıp konuşacak ve sonuçta kekeleyecekti. Biz genç mizahçı takımı için muzipçe bir gülme fırsatıydı bu!.. Ümit ağabeyin TRT’deki programını dikkatle izlemeye başladık. Sunucu onu tanıttıktan sonra sözü Ümit ağabeye vermişti. Anımsadığım kadar Ümit ağabey, biraz derin nefes alıp, ağır ağır da olsa en ufak bir kekeleme yapmadan programı sürdürdü ve bu şekilde de tamamladı.

Gülmek için ekran başında olan bizler büyük bir hayal kırıklığı içindeydik!.. Ertesi gün kapıdan girdiği anda salonda çalışmakta olan bizlere bakıp gülümsedi. Bize; “Ne o çocuklar, o programda kekeleyeceğim zannettiniz di mi?” dedi.  Ama bu sözleri gene heyecan içinde kekeleyerek söylüyordu. Gülüştük!.. Kekeleyerek devam etti: “Neden şair oldum, neden Türkçeye bu kadar hakimim sanıyorsunuz, o tür ortamlarda kekeleyeceğim zaman durup nefes alıyor, ağır konuşuyor, ya da kekeleyeceğim sözcüğün yerine hemen başka bir sözcük buluyorum…”

Bize o gün bir hayat dersi veren sevgili Ümit Yaşar, belli ki bizlerin yanında rahattı ve o rahatlık yüzünden kendini kasmayıp rahatça kekeliyordu. Ama herhangi bir resmi ve ciddi ortamda durumu gayet güzel idare edebiliyordu. Onu birlikte çalıştığımız bir dönemde yitirdik, anısına dizeler dolusu sevgiyle…

CİHAN DEMİRCİ (DAMDAKİ MİZAHÇI)




              Ümit Yaşar Oğuzcan'ın Cihan Demirci'ye 1983'te imzaladığı şiir kitabı...



Aşık Veysel'in Ümit Yaşar için yazdığı şiir, Savaş Dinçel'in kaligrafisiyle... (Cihan Demirci Arşivi) 

Ümit Yaşar Oğuzcan'ın ölümü ardından ustamızı birlikte çalıştığımız Hürriyet gazetesinin "Gümbür Gümbür" adlı mizah sayfasında anısına hazırlanan bu özel sayfa ile uğurlamıştık... (Cihan Demirci Arşivi)


31 Ekim 2020

SEVGİLİ İZMİR ÇOK GEÇMİŞ OLSUN!..

Lakin bu zihniyet sürdükçe, İzmir'de tıpkı İstanbul gibi betona ve kötü binalara gömüldükçe ne yazık ki bu dileğimiz bir sonraki depreme dek sürecek!..

İzmir'in betona gömülmüş iki semtinin yani; Bayraklı ve Bornova'nın ürkütücü halini Ekim ayındaki son iki gelişimde de bir kez daha görmüş; "kötü yapılaşmada İstanbul'dan hiç ders almayan İzmir gittikçe İstanbul'a benziyor" demiştim. Özellikle Bayraklı sanki Ataşehir'i örnek almış gibi şehrin tüm siluetini ezen, birbirinden çirkin gökdelenler ve rezidanslarla dolmuştu. Birbirinden vandal gökdelenleriyle Ataşehir de bu anlamda korkunçtur ve akıbeti de farklı olmayacaktır!..

Çok sevdiğim İzmir'e uzun yıllar yerleşme hayalleri içindeydim ama her gelişimde zaten bezdiğim ve kaçmaya çabaladığım İstanbul'dan giderek bir farkı kalmadığını gördüm, üstelik İstanbul'dan çok ciddi bir göç alan bu güzelim şehrin onu farklı ve güzel yapan "İzmirli" kimliği de gün geçtikçe daha da zayıflıyor, cılızlaşıyordu, İzmir ne yazık ki İstanbul sermayesine yenik düşmüştü ve İzmir'e yakışmayan birbirinden çirkin binaları ve İstanbul'u aratmayan trafiğiyle her geçen gün İstanbullaşıyordu!..

Ben İzmir'i ilk kez 1971 yılında, 9 yaşında bir çocuk olarak görmüş ve çarpılmıştım, İzmir Fuarını gezerken babama "Baba burası Türkiye mi, yoksa başka bir ülkede miyiz?" dediğimi babam bana kaç kez anımsatmıştı. Sonrasında da İzmir'e onlarca kez geldim. Okullarının büyük çoğunluğunda uzun yıllar yüzlerce etkinlik yaptım. O yüzden bu güzel şehrin hikayesini iyi bilirim. İzmirli arkadaşlarıma, dostlarıma bir kez daha geçmiş olsun derken şehrinizin elden giden kimliğine daha çok sahip çıkın diyorum, İstanbul bunu yapamadığı için bugün yok edilmiş zavallı bir şehirdir, o da artık büyük yıkımının o makus tarihini beklemektedir, onun kötü bir benzerine değil kimliğini yitirmemiş bir İzmir'e ihtiyacımız var bizim!..

DAMDAKİ MİZAHÇI; Cihan Demirci

(Dipnot: Sayfamda kullandığım fotoğrafta ta 1996'dan Kordon'dan kalma bir anıdır.)

12 Ekim 2020

GEYİK MUHABBETLERİ KİTABININ 30. BASIMI ÜZERİNE DÜNYA-KİTAP EKİNDE BİR YAZI: "CİHAN DEMİRCİ'DEN 30. YILDA 30. BASIM"


Dünya gazetesi Kitap eki'nin Ekim-2020 sayısında yayınlanan, Ada Sinem Baturay'ın kaleme aldığı, Cihan Demirci'nin ilk basımının 30. yılı olan 2020'de 30. basımını yapan, bugüne dek okurdan en çok ilgi görmüş kitabı olan; "GEYİK MUHABBETLERİ" üzerine bir kitap yazısı...





05 Ekim 2020

CİHAN DEMİRCİ RÖPORTAJI 9 EYLÜL GAZETESİNDE: "MİZAH ÇİFT TARAFLI BİR KISKAÇ ALTINDA!.."



Röportaj/ Sinan KESKİN

Türkiye'de mizahın kilometre taşı Gırgır'ın kurucusu, onlarca mizahçının ve mizahımızın ustası Oğuz Aral onun için şöyle diyor: “Onun ustası olsam da, mizah yazarı Cihan Demirci’nin hayranlarından biriyim...” Ustasının bile hayranlıkla takip ettiği Türkiye'de 'gerçek' mizahın yüzakı Cihan Demirci meslekte 42. yılını kutluyor. “O güzelim günler çok gerilerde kaldı!.. Mizahın ne olduğu bile unutuldu” diyen Demirci, başta geyik muhabbetleri olmak üzere dilimize ve argomuza espirin, laforizma, zombilirkişi, kataraktkulli, volitika, kelektif, cukkabaz, beterist, melankoli basili, üleştirmen, üvertürk, kıronder, megazori, medyazori ve parodisyen gibi pek çok kelime ve deyim kazandırdı. Günümüzde herkesin, sanki yüzlerce yıldır dilimizde varmış gibi kullandığı 'Geyik Muhabbeti'nin mucidi Cihan Demirci ile mizahımızın ve mizahçının hal-i pürmelalini konuştuk.

Bir röportajınızda, "Mizahçının kaderidir bu, bir sözcük, bir deyim, bir terim uydurursunuz, aslında kullanım amacınız bambaşkadır ama toplum zaman içinde o sözcükleri alır, çekiştirir, çekiştirir, çekiştirir ve gerçek anlamının içini boşaltır” diyorsunuz. Sizin için geyik muhabbeti neydi? Şimdiki nesil bunu nasıl algılıyor?

“Geyik Muhabbeti”nin hikayesi aslında 40 yıla yaklaşan bir süreç. Bu sözcükleri 80’li yıllarda mizahımıza ve dilimize yeni bir mizah tarzı olarak kazandırmaya çalıştım. “Geyik Muhabbetleri” başlığı altında başlattığım mizah köşesi benim için öncelikle, karşılıklı olarak diyalog değil de “monolog” yapabilen, çok konuşan ama hep boş konuşan, birbirini asla dinlemeyen ve bu nedenle bir yere varamayan bir toplumun keskin eleştirisiydi!.. Kısa ve vurucuydu, özdeyiş, gag, duvar yazısı karışımından oluşan bir türdü. Zamanın ritmine ve hızına uygundu. Hatta şunu da diyebilirim; “Geyik Muhabbetleri” bir yerde “twit”in de atası gibidir!.. Henüz internetin olmadığı, daktilolu, tuşlu ev telefonu günlerinde başlattığım bu tarz günümüzün “twit”leri kadar kısa ve etkili bir dil içerir!.. Ancak zaman içersinde toplum, çok tutan bu sözcükleri benim kullandığım anlamın dışına taşıdı ve içini boşaltarak, bir eleştiri tarzından çok “içi boş konuşma” haline getirdi!.. Özellikle 2000’li yıllarla birlikte bambaşka bir boyuta geçti, zaten ben de bu arada başka sözcükler üreterek onları kullanmaya başladım.



Günümüz Türkiye'sinde mizahçının gerçek mizah üretebildiğine inanıyor musunuz?

Ne yazık ki, günümüzün “akla ziyan” ülkesinde çok zor durumda olan mizahçı, mizahın gerçeğinden her geçen gün biraz daha uzaklaşmaktadır!.. Acı gerçek budur!.. Bunun nedenini mizahı sadece yazar-çizer olarak yapmayıp, onun teorisine, tarihine, sosyolojisine de kafa yoran komple bir mizahçı olarak kısaca şöyle açıklayabilirim; 90’lı yılların ortalarından başlayarak hayatın gerçekleri mizahçının hayal dünyasını geçmeye başladı. 2020’ye gelindiğinde gerçek hayat öylesine absürt ve öylesine abuk bir hale geldi ki, ülkede yaşanan abuklukların ötesine geçip mizah yapabilmek neredeyse olanaksız ama, özeleştiri yapmak gerekirse; bunu asla dert etmeyen ve hala eski sistem mizah yapmayı sürdüren bir mizahçı kitlemiz var. Ama onların yaptığı mizahın kat kat ötesi hayatın gerçeğinde olduğu için mizahçı yayan kalmıştır. Ben 90’lı yılların ortasından beri “Hayat mizahı kaç geçiyor?” başlığı altında yazdığım yazılarla, gerçekleştirdiğim söyleşilerle bu sorunlu duruma, mizahçının hayat karşısında nasıl yenik düştüğüne ve çaresiz kaldığına dikkat çekmeye çalışıyorum ama zaten gücü kalmamış günümüz mizahının ve mizahçısının bunu dert ettiğini de pek göremiyorum ne yazık ki!..



Tren epeyce kaçtı

Yeniden gerçek mizah ile tanışmamızın bir yolu var mı?

Yeniden gerçek bir mizah ile tanışmamızın yolu öncelikle gerçekten “Normal” bir yaşama dönebilmekten geçiyor ama şu sıralar “Yeni Normal”le kendini kandıran bu topraklar için sanırım bu anlamda tren epeyce kaçtı ama biz hala tren geçiyor sanarak bakmaya devam ediyoruz!.. Gerçek mizah günümüz Türkiye’sinde çift taraflı bir kıskaç altında, bir taraftan hayatın abuk gerçekleri mizahı sollamış ve ona tur üstüne tur bindirmişken, diğer taraftan da siyasal-sosyal ve toplumsal eleştiriler taşıyan bir mizaha izin verilmiyor!.. Bu vaziyet karşısında mizahçı toplumun ve mizahın gerçeklerinden giderek uzaklaşarak soyut ve absürt bir mizah yapmaya çalışıyor ama bizim köklü geleneğimize epeyce uzak olan bu türler de pek başarılı olunamıyor. Zira bu tür mizah, sorunsuz ve gelişmiş ülkelerde daha cazip ve keyiflidir!..

Eski mizah dergilerini, karikatürleri, tiyatro oyunlarını hatırlıyorum. Ülkeyi yöneten hemen hemen herkesin mizahını yapmak çok olağandı. Siyasi mizahı kimse yadırgamazdı, hatta mizahın öznesi olanlar bile. Bu hoşgörü ne zaman yok olmaya başladı, kırılma anı neresidir?


1978 yılının hemen başında başlayan mizah yazarlığı ve karikatürcülük serüvenimde 2020’de 42. yılı geride bıraktım. Üstelik yazarlık serüvenine de, şair kimliğimle; oldukça keskin üslup taşıyan hiciv-taşlama şiirleri yazarak adım atmıştım. 12 Eylül 1980 darbesi olduktan sonraki süreçte bile siyasetçileri, toplumda öne çıkan tüm figürleri mizahın gücüyle rahatça eleştirebildik. 42 yıllık bu süreçte çalışmadığım gazete, dergi, ek azdır, radyo programcılığı, TV’lere metin yazarlığı da yaptım ancak 2000’li yıllarla birlikte işin tadı kaçtı, çember daralmaya başladı. 2002 sonlarındaki iktidar değişiminin üzerinden sadece birkaç yıl geçtikten sonra özgürce yazıp-çizememeye başladık. Ben bu süreçte zaten kendimi ağırlıklı olarak çocuklara ve çocuk kitaplarına verdim, iyi ki öyle yapmışım, bu sayede azıcık soluk alabildim!.. Kırılma anı özellikle son 15 yılda doruğa çıktı!.. Bu anlamda ben de sosyal medyada yazıp-çizdiklerimden ve paylaştıklarımdan ötürü 14 ayı bulan bir yargı süreci yaşadım ve beraat ettim. Oysa çokça eleştirdiğim bir Cumhurbaşkanı'ndan (Ki bu isim Süleyman Demirel’dir!) 90’lı yıllarda evime gelen bir “teşekkür mektubu” bile vardır!.. Ülke olumsuz anlamda büyük bir değişim gösterdi. Şu anda ülkemizde siyasi mizah yapılamıyor!..


Cahiliye dönemi yaşıyoruz 


Geçmişte öğrenciler arasında elden ele gezen mizah dergileri vardı. Bir hafta boyunca o dergilerdeki espriler konuşulurdu. Şimdilerde ise kendini komik sanan, başkalarının felaketleriyle dalga geçmeyi espri yeteneği olarak gören 'fenomenler' var. Az sayıda çizilen karikatürlerde sığ esprilerle dolu. Yeniden gerçek mizahçılar yetiştireceğimiz günler çok mu uzak sizce?


O güzelim günler çok gerilerde kaldı!.. Mizahın ne olduğu bile unutuldu. Ortalık cahil ve arsız sosyal medya fenomeni kaynıyor!.. Toplum var olan düzende 500-600 yıl kadar geri gittiği ve ağır bir “Cahiliye” dönemi yaşadığı için bu içi boş fenomenler maddi olarak altın bir dönem yaşıyor, zaten düşmüş olan kaliteyi ve zekayı daha da aşağı çekiyorlar. Dediğim gibi yaşadığımız ve en ağır şekilde devam etmekte olan süreç ne yazık ki, bu fırtınaya, bu doluya donanımsız ve altyapısız yakalanan günümüz mizahçısının da yenilgisiyle sürüyor!.. Sosyal medyada bile eleştirel bir mizah yapılamaz hale gelmişse geçmiş olsun bizlere!.. Ortada mizah adına ağır bir hezimet var ama günümüzün gücünü ve etkisini yitirmiş mizah dünyası (böyle bir dünya olduğu da şüphelidir ama!) bunu pek de dert edecek durumda değil. İçine düştüğümüz bu süreçte özellikle 90’lı yılların ikinci yarısından sonra mizah dergilerinin de ciddi strateji hataları oldu. Başta Leman dergisi olmak üzere mizahçıya ve mizaha yatırımdan vazgeçildi ve kazanılan paralarla Leman-Kültür gibi ticari mekanlara yatırım yapıldı. Dergi sahibi olan karikatürcü arkadaşlar ülke gerçeğinden koptular!.. Bugün kala kala iki tane mizah dergisi kaldı. Daha genç bir kadroya sahip olan “Uykusuz” dergisini ve ekibini bu eleştirimden ayrı tutuyorum, onlar tüm zorluklara ve baskılara rağmen mizah dışındaki alanlara yani cafe zincirine yatırım yapmadan sadece “mizah” alanında üretim yaparak sürdürmeye çabalıyorlar ama işleri çok zor. Evet mizah adına durum hiç parlak değil ama biz rüzgara göre yön çizen bir toplum olduğumuz için ters yöne doğru esecek bir rüzgar çıktığı anda birden bire pek çok şey değişebilir, bu anlamda hala yazıp-çiziyorsam, umudum da son nefese dek sürecektir.


Mizah yapmanın bu kadar zor olduğu bir dönemde mizah kitaplarına ilgi nasıl? En çok ilgi gören kitabınız hangisi?


Mizah yapmanın çok zor hale geldiği günümüzde elbette günümüzün genç okurları mizah kitaplarına artık eski ilgiyi göstermiyorlar!.. Öncelikle bu kitapları karşılarında pek bulamaz haldeler bu bir, ikincisi yetiştikleri ve büyüdükleri dönemde “nitelikli” ve “zekaya” seslenen bir mizah ortalarda pek gözükemiyor!.. 42 yıllık yazar-çizerlik serüvenimde yaptığım en akıllıca iş, iyi bir öngörüyle kitaplara ağırlık veren biri olmamdı. Bu uzun süreçte 54 kitabım yayınlandı. Mizah ağır bir dönem yaşamasaydı inanın bu sayı 80-90’lara rahatlıkla ulaşabilirdi. Benim en fazla okura ulaşmış kitabım hala “Geyik Muhabbetleri”…1990’da ilk basımı yapılan ve 60 bin civarında bir satışa ulaşmış bu kitabın uzun yıllar sonra bu yıl 30. basımı yapıldı. Bu kitap özellikle mizahta yeni arayışlara meraklı olan genç okurdan zamanında ciddi bir ilgi görüp de baskı üstüne baskı yapınca 3 kitaplık bir diziye dönüşmüş ve 3 kitabın toplam satışı 125 bine yaklaşmıştı. Kitabı 2020’de ilk kez okuyacaklar ülkede hiçbir şeyin eskimediğini hayretle görecekler. 30. yılda yapılan bu özel basımın son bölümüne argoya ve dilimize kazandırdığım bu sözcüklerin listesini de ilk kez koydum. Bunun en önemli nedeni ürettiğim sözcüklere sahip çıkmaktır zira çoğu ne yazık ki, başta köşe yazarları, gazeteciler, radyocular ve çeşitli sanatçılar, hatta internet ortamında mizah yaptığını sananlar tarafından yıllardır isim bile belirtilmeden kullanılmaktadır!.. Bizim alanımızda ne yazık ki emek sömürüsü dayanılmaz düzeydedir!..


Bu yıl birkaç kitabınız toplu halde çıktı, yakın zamanda yeni bir kitap çıkarma düşünceniz var mı?

Kitaplar uzun yıllardır benim düzenli olarak ürettiğim ilk işim… Yukarıda da belirttiğim gibi başta uzun yıllardır basımı olmayan, en çok satmış kitabım “Geyik Muhabbetleri”nin 30. yılına denk gelen 30. basımı olmak üzere, Yağmur Yayın Grubu’nun yayınevleri olan Mizah Postası Yayınları ile Parmak Çocuk Yayınları'ndan geçtiğimiz aylarda 6 kitabım birden yayınlandı. “Geyik Muhabbetleri” gibi özellikle genç okurdan ilgi görmüş ama basımı olmayan iki kara mizah denemem; “Deli Gömleği Ütü İstemez”in 12. basımıyla, “İyiler Cinnete Gider”in 8. basımı yapıldı. Bu iki kitap “Kendi Kendimle Konuşmalar” adını verdiğim bir dizinin ilk iki kitabıdır. Biri 1994’te, diğeri 1995’te ilk basımı yapmış olsa da bugünlere çok daha fazla yakışan, ta 25 yıl önceden bugünleri anlatan kitaplardır. Ben 90’lı yılların ortalarına doğru etkinlikler için okullara gitmeye başladım. 25 yılı aşkın bir süredir okullarda öğrencilerle buluşur söyleşiler, imza günleri, atölyeler yapıyorum. Bu yıl yayınlanan diğer 3 kitabım da çocuklar için yazılmış kitaplar. “Çocukluk Hiç Bitmese” mizahi çocuk şiirlerimden, “Fıkır Fıkır Fıkralar” çocuklar için yazılmış özgün fıkralardan, “Sinirnaz’ın Sözlüğü” de 12 yaşındaki bir kız çocuğunun yazdığı ve kendi dünyasını mizahi dille anlattığı bir sözlükten oluşuyor. Ne yazık ki şu anda bir virüs yüzünden Mart ayından beri hayatlarımız durduğu için, yayıneviyle yapmayı planladığımız etkinlikleri yapamadık. Kitaplarımızı da yeterince tanıtamadık!.. Kitaplarımızla henüz yüz yüze hiçbir buluşma olmadı. Kısacası mizah son darbesini de Kovid-19’dan yedi!.. Umarım bu durum önümüzdeki yılı da yemez ve tüketmez, zira tüm röportaj boyunca değindiğim gibi uygar insanın en gerekli yaşam vitamini olan zavallı “mizah”ın zaten yeterince derdi ve sıkıntısı var, hiç olmazsa virüssüz günlere geri dönüp, yeniden çocuklarla ve gençlerle buluşalım, zira tarihinin en gergin dönemini yaşayan bu toplumun en fazla ihtiyacı olan şey; akla seslenen, organik özelliklerini olan bir mizahtır!..


#Cihan Demirci

Bu içerik Dokuz Eylül Gazetesi'nden alıntılanmıştır. Röportajın gazete sitesindeki link adresi:  
https://www.dokuzeylul.com/roportaj/mizah-cift-tarafli-bir-kiskac-altinda-h172987.html

9 Eylül Gazetesi


08 Eylül 2020

ZEKİ BEYNER'İN 18. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE CİHAN DEMİRCİ'NİN KALEMİNDEN BİR KEZ DAHA; "YALNIZLAR RIHTIMINDA PALTOSUNU ÇIKARMAYAN BİR ADAMIN HÜZÜNLÜ HİKAYESİ..."


ZEKİ BEYNER... Benzeri pek görülmemiş ve bir daha görülmesi zor bir çizer... "Damdaki Mizahçı" Cihan Demirci, 80'lerde ve 90'lı yıllarda onunla birlikte çalıştı, tam 3 kez her biri ayrı ayrı zorlu röportajlar yaptı. 

8 Eylül 2002 tarihinde yitirdiğimiz, 18 yıldır Florya'da Kimsesizler Mezarlığında yatan Zeki Beyner ustayı bugün geldiği noktada çok daha iyi anlayan, benzer bir yalnızlık duygusunu fena halde yaşayan "Damdaki Mizahçı", onun ardından da neredeyse her ölüm yıldönümünde pek çok yazı yazdı, anısına anma söyleşisi gerçekleştirdi. Zeki Beyner'i yitirişimizin 18. yılında bu yazıların en kapsamlısını paylaşmanın ve anımsatmanın zamanıdır... 

Cihan Demirci'nin "Damdaki Mizahçı" bloğunda, bundan 13 yıl önce 8 Eylül 2007 tarihinde, ustanın 5. ölüm yıldönümünde kaleme aldığı yazıyı sizlerle 13 yıl sonra 18. ölüm yıldömünde anısına bir kez daha paylaşıyoruz...  

YAZININ LİNK ADRESİ İÇİN TIKLAYINIZ: https://damdakimizahci.blogspot.com/2007/09/damdaki-mizah-lmnn-5.html

Cihan Demirci'nin "YALNIZLAR RIHTIMINDA PALTOSUNU ÇIKARMAYAN BİR ADAMIN HÜZÜNLÜ HİKAYESİ" başlıklı (röportajlarla süslü) uzun yazısının altında bir blog yorumu göreceksiniz, o yorumu yapan, özgün ve duyarlı bir mizah ustasının Metin Demirhan'ın da anısına sevgiyle... 

İlk kez yayınlanan Zeki Beyner çizgi portreleri: Cihan Demirci 





06 Eylül 2020

CİHAN DEMİRCİ İLE RÖPORTAJ SÖZCÜ HAFTA SONU GAZETESİNDE YAYINLANDI: "ÜZÜNTÜYE DAYANMANIN TEK YOLU VAR, O DA MİZAH"

Sözcü gazetesinin Aydın ve Kuşadası muhabirliğini yapan, Sözcü'nün Hafta Sonu gazetesine röportajlar gerçekleştiren yılların gazetecisi Latif Sansür, "Hayat Çizgisi" adlı bir karikatür sergisi, bir karikatür ve mizah atölyesi ve Muzaffer İzgü üzerine söyleşi yapmak için Kuşadası'nda bulunan Cihan Demirci ile Kuşadası'nda bir röportaj gerçekleştirdi. 

Bu röportaj 4 Eylül 2020 tarihli "Sözcü Hafta Sonu" gazetesinde yayınlandı. Üstte röportajın gazetenin birinci sayfadaki anonsu ile altta da 4. sayfadaki halini görüyorsunuz. 





 Cihan Demirci ve Latif Sansür Kuşadası'nda gerçekleşen röportaj sırasında... 








05 Eylül 2020

CİHAN DEMİRCİ "HAYAT ÇİZGİSİ" KARİKATÜR SERGİSİ, KARİKATÜR VE MİZAH ATÖLYESİ VE MUZAFFER İZGÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİSİYLE KUŞADASI'NDAYDI!..




Cihan Demirci ilk karikatür sergisini 1981 yılında açmıştı. 19. karikatür sergisi "Hayat Çizgisi" Kuşadası'nda henüz resmen açılmasa da hizmete giren, kısa adı SEYAKMER olan; Sevil-Yaşar Altaş Eğitim ve Kültür Merkezi'nin bahçesinde 26 Ağustos-5 Eylül 2020 tarihleri arasında açıldı. 26 Ağustos 2020 Çarşamba akşamı Seyakmer'in hemen önünde bulunan alanda "Muzaffer İzgü Çocuk Parkı" açıldı. Kuşadası Belediye başkanı tarafından açılan parkın ardından, sessizce açılan iki sergi vardı. 




Bu sergilerden biri Seyakmer'in bahçesinin bir köşesindeki "Muzaffer İzgü'ye ait Eşyalar Sergisi", diğeri ise Cihan Demirci'nin "Hayat Çizgisi" adlı karikatür sergisiydi. Cihan Demirci'nin 36 karikatürünün yer aldığı karikatür sergisi Seyakmer'de 10 gün boyunca açık kaldı. 

SEYAKMER sadece bir eğitim ve kültür merkezi değil, en önemli işlevi içinde yer alan Türkiye'nin ilk dijital ve materyal Çocuk Kütüphanesi olacak. Yaşanan salgın dönemi nedeniyle resmen bir açılış yaşamayan Seyakmer zengin bir içeriğe sahip, renkli kütüphanesiyle Kuşadası'nın özellikle okumayı seven çocuklarına çok iyi gelecek. 


Cihan Demirci, sergi açılışının ertesi günü, 27 Ağustos Perşembe günü gene Seyakmer'de çocuklarla bir araya geldi. Maskeli ve dikkatli bir şekilde, sayısı 5'er çocuktan oluşan iki ayrı grupla gerçekleşen "Karikatür ve Mizah Atölyesi"nde çocuklara çizim çalışmalarıyla birlikte mizahın ve karikatürün incelikleri hakkında bilgi verdi. Ferit Avcı da aynı anda Seyakmer'n bahçesinde bir karikatür atölyesi gerçekleştirdi. 27-28-29 Ağustos akşamlarında Muzaffer İzgü usta 3 ayrı söyleşiyle ve 3 ayrı film gösterimiyle anıldı. İlk gün; oğlu Ahmet Şahin İzgü, Atay Sözer, ikinci gün; sinema yazarı Mesut Kara ve senarist-yazar Atay Sözer, 29 Ağustos Cumartesi gecesi de Cihan Demirci Muzaffer İzgü Çocuk Parkında Muzaffer İzgü üzerine konuştular. 3 gece boyunca; Muzaffer İzgü'nün kitaplarından filme aktarılan; Zıkkımın Köü, Öğretmen ve Üç Halka Yirmibeş adlı filmlerin gösterimi yapıldı...


CİHAN DEMİRCİ'NİN "HAYAT ÇİZGİSİ" KARİKATÜR SERGİSİNİN VİDEOSU İÇİN LİNK ADRESİNE TIKLAYINIZ: 
https://www.facebook.com/seyakmer/videos/338162157219301/UzpfSTUzNjc2ODU3MDpWSzoxMDE1ODQ3MDYxMDg3MjU2Nw/





21 Ağustos 2020

CİHAN DEMİRCİ'NİN "HAYAT ÇİZGİSİ" KARİKATÜR SERGİSİ 26 AĞUSTOS-5 EYLÜL ARASINDA KUŞADASI'NDA SEYAKMER'DE...




Cihan Demirci'nin "Hayat Çizgisi" adlı 19. kişisel karikatür sergisi, 26 Ağustos - 5 Eylül 2020 arasında Kuşadası'nda kısa adı SEYAKMER olan Sevil-Yaşar Altaş Eğitim ve Kültür Merkezi'nde açılıyor... 

Kuşadası'nın kazandığı yeni bir kültür, eğitim merkezi olan ve Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi de bulunan SEYAKMER, içine düştüğümüz Covid-19 dönemi nedeniyle 26 Ağustos 2020 Çarşamba günü resmi bir açılış yapmayacak ancak o gün hemen karşısındaki Muzaffer İzgü Parkı ile birlikte Seyakmer de açılmış olacak. Seyakmer'in bulunduğu bina Kuşadası'nın sevilen öğretmenlerinden rahmetli Sevil Altaş tarafından bu amaçla Kuşadası Belediyesine bağışlanmıştı.

Cihan Demirci'nin sergisiyle birlikte Muzaffer İzgü'ye ait özel eşyalar da Seyakmer'in bahçesinde sergilenirken, 27-28-29 Ağustos akşamlarında da ölümünün 3. yıldönümü anısına Muzaffer İzgü anısına söyleşiler ve film gösterileri de gerçekleşecek... Senarist-yazar-çizer Atay Sözer ve Sinema Yazarı Mesut Kara ve Muzaffer İzgü'nün oğlu Ahmet Şahin İzgü de bu etkinliklere konuşmacı olarak katılacaklar... 

Ayrıca Ferit Avcı ve Cihan Demirci, 27 Ağustos Perşembe günü çocuklar için "Karikatür ve Mizah Atölyesi" gerçekleştirecek.


SEYAKMER

Sevil - Yaşar Altaş Eğitim ve Kültür Merkezi.
Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi

Adres: Dağ Mahallesi Deniz Sokak No: 16
Muzaffer İzgü Parkı Karşısı KUŞADASI