27 Kasım 2009
26 Kasım 2009
Cihan Demirci, "Eğtim ve Karikatür" başlıklı söyleşisinde...
24 Kasım Öğretmenler Günü'nde, Tudem Yayınlarından Aydın İleri arkadaşımızla soluğu, Kağıthane ilçesine bağlı bir semtte Çeliktepe'de aldık...Çeliktepe Mehmet Akif Ersoy Halk Kütüphanesi müdürü Ahmet Altay arkadaşımız bizi yolda karşıladı... Çeliktepe Halk Kütüphanesinde o gün 3 ayrı etkinlik vardı. İlki; İzmir Saat Kulesi Karikatürcüler Grubu'nun hazırladığı, benim de bir karikatürümle katıldığım "Eğitim Karikatürleri Sergisi"nin açılışıydı. İkincisi Cihan Demirci'nin "Eğitim ve Karikatür" başlıklı söyleşisi, üçüncüsü Cihan Demirci'nin başta son çıkan kitabı "Sinirnaz'ın Sözlüğü" olmak üzere, çocuk kitaplarını imza günü ve kütüphanedeki satranç kursunu bitiren Çeliktepeli çocuklara sertitika verilme töreni...

Sergiyi gezen Çeliktepeli öğrenciler...
Söyleşiyi öğrenciler, öğretmenlerin yanısıra en ön sırada ilçe protokolü de izledi...
Kitap imzası sırasında Çeliktepe'li öğrencilerle...Her yerde olduğu gibi burda da kitaplara ilgi gösterenlerin çoğunluğu gene KIZ ÖĞRENCİLERDİ...:))))

Yaratıcı Çocuklar Derneği'nin "Öğretmenler Günü" gecesinde; soldan sağa; Süha bey, Serdar Günbilen, Erdoğan Bozok ve eşi, Aziz Yavuzdoğan, İbrahim Tapa ve Cihan Demirci
Yaratıcı Çocuklar Derneği, üyesi olduğum Karikatürcüler Derneği ile işbirliği içersinde olan, ortak etkinlikler düzenleyen, özellikle de; resim ve müzik alanında yetenekli çocuklara destek olmak için kurulmuş bir dernek. Başkanlığını Didem Çapa'nın yaptığı dernek, 24 Kasım Öğretmenler Gününde, özellikle işbirliği içersinde olduğu öğretmen dostlarına Armada Otelde bir gece düzenledi. Biz de, bu derneğe destek veren birkaç karikatürcü olarak o gecedeydik. Gündüz saatlerinde Çeliktepe Halk Kütüphanesinde gene Öğretmenler Günü nedeniyle düzenlenen bir söyleşiye ve imza gününe katılmıştım. Akşam saatlerinde soluğu bu özel gecede aldım. Geceye katılan çizerler; Karikatür ve Mizah Müzesi müdürümüz Erdoğan Bozok ve eşi, İbrahim Tapa ve eşi Havva Tapa, Serdar Günbilen, Karikatürcüler Derneği genel sekreteri arkadaşımız Aziz Yavuzdoğan ve bendeniz Damdaki Mizahçınız Cihan Demirci idik. Bu arada gecede yapılan ve her konuğa bir hediyenin çıktığı hediye çekilişinde, evde kitap koyacak zerre kadar yerim kalmamışken gene kitap çıkınca, masadaki en şanssız kişi olarak zaten yıllar yılı tescillenmiş olan şanssızlığım bir kez daha onaylanmış oldu sanırım!..:)))
23 Kasım 2009
22 Kasım 2009
40.Yıl için biraraya gelen çizerler toplu haldeler...
18 Kasım 2009
Başak İkiz ve Cihan Demirci "Gülümse" adlı programın çekiminde...
Sevgili Damdaki Mizahçı dostları, Damdaki Mizahçınız Cihan Demirci, 18 Kasım 2009 Çarşamba günü, CEM TV'de Başak İkiz'in "Gülümse" adlı programına konuk oldu. Bir buçuk saate yaklaşan bir sürede; 70'lerden bugünlere mizahtaki değişimleri, mizahta bugün geldiğimiz hüzünlü noktayı, geyik muhabbetlerini, argoyu, mizah dergilerini, mizah kitaplarımı, bugünlerde çıkan son kitabım "Sinirnaz'ın Sözlüğü"nü, ilk kitabımı çıkarmadaki zorlu maceramı, mizahçı adamın özelliklerini, akla ziyan ülkemizde mizah yapmanın zorluklarını, stand-up'çıların yaptıklarını konuştuk. Gerçekten de zamanın gene su gibi aktığı bir program oldu. Aynı zamanda Cem Radyo'nun da genel yayın yönetmenliğini yapan sevgili Başak İkiz yerinde sorularla keyifli bir programa imza attı, kendisine teşekkür ediyorum...
17 Kasım 2009
Brezilyalı karikatürist Luiz Carlos Fernandes, Brezilya'nın dünya çapında isim yapmış karikatürcülerinden ve özellikle de portre ustalarından biri... 2008 yılının Ağustos ayında Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışmasında jüri üyeliği yapmak için Türkiye'ye gelen Fernandes'le, Karikatürcüler Derneğinin Taksim Hill Otelde verdiği yemekte tanışmış, tercüman aracılığıyla biraz sohbet etmiştik.

Sevgili Fernandes, güzel bir sürpriz yaparak portremi çizmiş ve Karikatürcüler Derneğine iletmiş. Dernek başkanı Metin Peker, karakalem eskizlerin de yer aldığı bu çalışmaları bana Zonguldak'ta kaldığımız otelde törenle verdi... SEVGİLİ FERNANDES'E ÇOK TEŞEKKÜRLER, BREZİLYA'YA SEVGİLER... GRACİAS FERNANDES...:)))
16 Kasım 2009
14 Kasım Cumartesi günü etkinliğin düzenlendiği bu lokale, Zonguldak'lı bir Facebook arkadaşım; Gülay Murat da, sevgili kızı Sude ile geldi... Kısa bir süre sohbet ettiğimiz Sude'ye "Şiir Gözlü Çocuk" adlı şiir kitabımı imzalamak kısmet oldu...
13 Kasım 2009
.jpg)
SADIK ŞENDİL (1913-1986)
Sevgili Sadık Şendil ağabeyi bundan 23 yıl önce, 1986'da 26 Temmuz tarihinde yitirmiştik, ömrünün son 4 yılında onunla aynı işyerinde çalışma şansım olmuştu... Bu blogta daha önce de onunla ilgili yazılar yazdım... Ömrünün son 4 yılında yani; 1982-1986 yılları arasında Güldürü Üretim Merkezinde birlikte çalıştığım film senaristi-mizah ve tiyatro yazarı Sadık Şendil şu sıralar "7 KOCALI HÜRMÜZ" adlı ölümsüz eserinin yeniden sinema filmi olarak çekilmesi nedeniyle anımsandı...Uzun yıllardır onu bulduğu her fırsatta yazılarıyla anmaya çalışan bir DAMDAKİ MİZAHÇI olarak Sadık Şendil gibi önemli bir değerin bir şekilde yeniden anımsanması insanı hem mutlu ediyor hem de bu ülkenin gerçek değerlerine olan nankörlüğü nedeniyle bir yandan da hüzünleniyor insan... Ondan ve onun gibi ustalardan bana kalan sıcak anılar benim hayattaki en büyük zenginliğim... Sadık ağabeyin ölümü sonrasında çizdiğim bir portresi yeniden elime geçince biraz elden geçirip buraya aktarmak sizlerle paylaşmak istedim...Bu gerçek İSTANBUL BEYEFENDİSİNİ (Ki beyefendilik onunla birlikte tarih oldu ne yazık ki!!!) SEVGİ VE ÖZLEMLE BİR KEZ DAHA ANIYORUM...
ZİHNİ SİNİR'İN
MÜTHİŞ
İCATLARI...
İrfan Sayar, Zihni Sinir icatlarının gülümseme yaratan işlevlerini konuklara tek tek anlattı...
11 Kasım 2009
Solda programın konukları: Cihan Demirci ve Raşit Yakalı, sağda; sunucu Elfin Yüksektepe Bengisu...
11 Kasım 2009 Çarşamba sabahı saat: 08.20 ile 08.50 arasında yayınlanan "Göz Önünde" adlı programın çekimi TRT'de 3 Kasım Salı günü yapıldı... Bu programın yayın tarihinin çok ilginç bir şekilde 11 Kasım tarihine gelmesini sağladık. Çünkü 11 Kasım tarihi sevgili ustam Altan Erbulak'ın doğum günüydü ve eğer yaşasaydı 11 Kasım 2009'da 80 yaşına basacaktı sevgili Altan abi... 11 Kasım 1929'da Erzurum'da doğan Altan Erbulak, 1 Mayıs 1988'de çok erken bir yaşta, 59 yaşında aramızdan ayrılmıştı.
Demet Haselçin'in yapımcılığını, Elfin Yüksektepe Bengisu'nun sunuculuğunu üstlendiği programda stüdyoya girmeden aramızda bir bir konuşma bölümü yapmıştık sevgili Raşit Yakalı ile. Ben Altan Erbulak ağırlıklı, o ise Karikatürcüler Derneği ağırlıklı konuşacaktı. Yarım saatlik bu keyifli programda Altan ağabeyle 10 yılı bulan dostluğumdan kalan bir kaç anıyı, anektodu paylaştım konuşmam sırasında. Sevgili Raşit Yakalı da Karikatürcüler Derneğinin 40. yıl sergisinden, derneğin etkinliklerinden, karikatür müzemizden, derneğin tarihinden bahsetti, bilgiler verdi. Böylece hem 80. yaşına giren Altan Erbulak'ı, hem Karikatürcüler Derneğinin 40. yılını, hem müzenin 20. yılını anmış olduk. Program bitiminde bu 80, 40, 20 sayılarını topladığımda çıkan sayı 140'tı ki, eh bu da aşağı-yukarı mizah dergicliğimizin toplam tarihini oluşturuyordu ama bunu söylemeye zaman yetmedi, bari burda söylemil olayım dedim...
RAŞİT YAKALI'NIN BLOGUNA KOYDUĞU 2 DAKİKALIK BİR PROGRAM VİDEOSUNUN LİNK ADRESİ:
http://rasityakalikarikaturokulu.blogspot.com/2009/11/blog-post_10.html
09 Kasım 2009
Bu görsel sunuma gelen sayısı az ama değeri yüksek izleyici dostların Cihan Demirci tarafından çekilmiş fotoğrafı... Bu kez onlar beni değil, ben onları çektim ama bu arada sunum yaparken çekilmiş bir fotoğraf da elimde olamadı...
Sevgili dostlar; daha önce de dediğim gibi TÜYAP kitap fuarının Beylikdüzüne taşınması aradan onca yıl geçmesine rağmen bize pek yaramadı... Bu fuar Tepebaşındayken çok daha keyifli, çok daha yararlı geçiyordu bizim gibi popülerlik peşinde koşmayan, ortalarda her an gözükmeyen yazar-çizer takımı için. Bu fuar artık "Çok satma" manyağı olmuş, tedavisi bu anlamda zor olan yazarların fuarı haline geldi ne yazık ki. Herşey adeta onların elinde, eğer bu kafada yaar-çizer değilseniz işiniz her geçen yıl daha zorlaşıyor... Bu nedenle İstanbul'daki fuarda son yıllarda söyleşi düzenlemeye bile korkar olmuştuk. Geçen yıl bu yüzden ara vermiştim fuardaki söyleşilere. Çünkü bu kadar uzakta olan bir fuara özellikle de hafta içi bizi takip eden az sayıdaki okur gelemiyordu. Hafta sonu için istek yaptığımızda da ne yazık ki bu pek gerçekleşemiyordu. Bu yıl mizah dergilerimizin tarihini anlatan özel çalışmam nedeniyle gene beni bir kaşıntı aldı ama gene Cuma gibi yanlış bir günde bu görsel söyleşi gerçekleşti. Cumartesi ya da pazar olsaydı gelen 20'ye yakın izleyicinin en az 3 katı insan olacaktı salonda ama olmadı. Sahi hep takılıyorum ama sayıları iki bine yaklaşan "Facebook arkadaşları" gene pek ortalarda yoktular doğrusu...:))) Hani book, hani face, nerde yüzler, nerde kitaplar... Bu mudur sanal almein yüzü?.. Sağlık olsun diyeceğim ama sahi yaaa sağlık da yok ki bu ülkede.... Hatta belki de sağlıkta dünyanın en sağlıksız ülkesine düştü ömrümüz... Neyse efendim :))) Biz gelelim gene görsel sunumumuza...
Bu nedenle kitap fuarının Büyükada Salonunda gerçekleşen etkinliğe böylesi özel bir konuya ilgi duyan duyarlı bir izleyici kitlesi katıldı. Görsel sunumun başında salondaki konuklar arasında bulunan lise yıllarımın tarih öğretmeni sevgili Nalan Şenalp'e, onun şahsında salondaki tüm konuklar adına teşekkür ettim. Okul arkadaşım Ersin Otaner ve Duygu Şenalp de çok uzaklardan bu sunuma gelmişlerdi. Salonda görebildiğim kadar bu söyleşilerin sıkı takipçisi İlat Yenidoğan dostumuz, sevgili Havva Tapa ablamız ve karikatür dünyasından ise 3 çizer arkadaşımız; Hakan Çelik, Yaşar Fırat ve Recep Aydın vardı.
Mizah tarihimizi anlatan sunum sonrasında beni bu etkinlikte yalnız bırakmayan 3 çizer dostum; Yaşar Fırat,Recep Aydın ve Hakan Çelik'le...
05 Kasım 2009
SEVGİLİ DAMDAKİ MİZAHÇI DOSTLARI; Bu yıl Tüyap Kitap fuarında tek bir etkinliğim olacak... 6 Kasım Cuma günü, Beylikdüzündeki Tüyap İstanbul Kitap Fuarında, saat:16.00-17.00 arasında, üst katta bulunan Büyükada Salonunda, görsel sunumlu MİZAH DERGİCİLİĞİMİZ 140 YAŞINDA" söyleşisini gerçekleştireceğim... Aslında 2 saatlik bir süre için hazırlanmış bir sunum-söyleşiyi 1 saate sığdırmaya çalışacağım. Tabii Cumartesi-Pazar gibi hafta sonu bir günde gene söyleşi yapma şansı "verilmediği" için pek çok dost gelemeyecek biliyorum ama bu durum ne yazık ki benden değil Tüyap'tan kaynaklanıyor, yoksa ben de isterdim bu etkinlik Cumartesi-Pazar olsun ama olmuyor, özellikle hafta içi diye bana sitemde bulunanların bilgisine sunarım...
01 Kasım 2009
Sevgili DAMDAKİ MİZAHÇI dostları... Aniden kışa daldığımız şu kasvetli, soğuk Kasım ayı başında sizlerle bu pazar biraz dertleşmek istedim bulunduğum damda... Karikatürcülüğüm yazarlığımdan 2 yıl daha eskidir. İlk karikatürüm 1978 yılının Ocak ayında yayınlanmıştır. İlk imzalı (ıslak imzalı!!!) yazım ise 1980 yılının Haziran ayında Gırgır dergisinde çıkmıştı. Anlayacağınız 2010 yılı benim yazarlığımda 30. yılım olacak. 30. yıla ne yazık ki iyi bir tabloyla giremiyorum. Yazar-çizerliğimde olgunluk dönemine gelmek üzere olduğum süreçte adeta atıl kapasite bırakılmış bir fabrika gibiyim. Üstelik o atıl fabrikayı satın alacak yabancılar da ortalıkta pek görünmüyor...
İlk kitabımı 1985 yılında yayımladığımı düşünecek olursak, 2010'da 25 yıldır kitap yayımlayan bir yazar olacağım. Üstelik 1990 yılından bu yana düzenli olarak her yıl kitap yayımladım. Yani son 20 yıldır kitap yayımlamadığım yıl olmadı. 2009 yılını Kasım ayında, henüz basılmış halini göremediğim epeyce gecikmeli yayınlanacak bir çocuk kitabımla 38. kitaba ulaşmış olarak noktalayacağım.
Şu anda basıma hazır pek çok eski ve yeni kitabım bilgisayarımın belleğinde bekliyor. Çünkü her anlamda "istop" ettiğimiz berbat bir dönemden geçiyoruz. Medyamızı tuzu kuru köşe kapmışlar sardığı ve onların da böyle dertleri olmadığı için sizler medyada yazarların-çizerlerin bu sorunlarını pek göremiyor, okuyamıyorsunuz. Çünkü her gün gözünüzün içine giren yazarların böyle sorunları pek yok.
Ama benim gibi tek kazancı yazar-çizerlik olanlar için durum hiçte parlak değil. Gerçi hiçbir zaman parlak olmadı ama 2009 denen şu rezil yılda gelinen nokta, geçmişi de mumla aratıyor. Zira yazar-çizer olarak TELİF HAKLARIMIZ HER GEÇEN GÜN DAHA DA GERİYE GİDİYOR, BU İŞİNİ CİDDİYE ALAN YAZAR-ÇİZERİ PEK SEVMEZ ÜLKEDE...
YAZAR VERGİ REKORTMENİ OLURSA!
Sizlerle epeydir paylaşmak istediğim bir yazı var... Hürriyet gazetesinin vergi uzmanı ve ekonomi yazarı Şükrü Kızılot, biz yazarların çaktırmadan "vergi rekortmeni" olarak bu ülkede nasıl sömürüldüğünü, 6 Eylül 2009 tarihli köşe yazısında bir güzel anlatmıştı... Bu yazıya değinmeye bir türlü fırsat bulamamıştım. Kızılot, Hitler'in 1933'te "Kavgam" adlı kitabının gelirlerinin yarısının "mesleki harcama " olarak gösterdiğinin altını çizerek Türkiye'de yazarın vergi durumunu sorguluyor ve şunları yazıyordu bu yazısında:
"... Hitler, kitap gelirinin yarısı kadar mesleki harcama göstermiş. Türkiye'de kitap yazanın adı da Hitler değil Hikmet olsun. Hikmet Bey, bırakın aldığı gelirin yarısını 1 TL dahi harcama gösteremez. Neden mi? Yasa böyle de onun için!.
Hikmet Bey'e telif ödemesi yapılırken; yüzde 17 stopaj (gelir vergisi kesintisi) yapılır. Ödemenin yüzde 18'de KDV'si vardır. Özetle Maliye'nin kasasına, telif ödemesinin yüzde 35'i kadar vergi girer. Diğerlerinin ne tür gelir olduğuna bağlı.
Örneğin; borsa kazancında yüzde 1 dahi vergi yok. Bir şahsın, ortağı olduğu anonim şirketin hisse senedini 2 yıl geçtikten sonra satıp, 500 milyon TL kazanması halinde, 1 TL dahi vergi yok. Yabancıların, Türkiye'de elde ettikleri Hazine bonosu, Devlet tahvili ve Eurobond gelirlerinde, stopaj da sıfır, vergi de...
Bu yönüyle, Türkiye'de kitap yazanlar vergi rekortmeni!.."
Şükrü Kızılot'un bu verdiği bilgi biz yazarların durumunu özetliyor... Telif ödemesi yapılırken yüzde 17 stopaj kesintisi yazardan kesiliyor. Yüzde 18'de KDV alınıyor. Böylece Maliye'nin o doymak bilmeyen kasasına telif ödemesinin 35'i kadar vergi giriyor... Oysa yazıda gördüğünüz gibi borsa kazancında VERGİ SIFIR!.. Yani bir kuruş vergi yok.. Bir yabancı, ülkenizin (aslında bizim ülkemiz değil artık burası ya) borsasında (!) bir kuruş vergi ödemeden elini-kolunu sallayarak para kazanırken yazarın-çizerin nasıl kürek mahkumu olduğu ortada...
Yanlış ülkede yanlış iş yapan biri olarak bu duruma İSYAN ETSEM NE YAZAR!.. Çünkü ülkemde adına "YAZAR" ya da "ÇİZER" denen kitlenin çoğunun umurunda bile değil bu durum. Çünkü onların çoğu başka başka mesleklere sahipler ve sanatla ilgili işleri sadece "hobi" düzeyinde yapıyorlar ama "hobi" düzeyinde yaptıkları bu işlerde, sadece bu işi yaparak geçinenlerden çok daha fazlalar sayı olarak... Hem bu işi hobi olarak yapıyorlar ama hem de sadece bu işle yaşayıp-soluk alanların önünde duruyorlar. Onlar ön planda, gerçek emekçiler ise taaa arkalarda, her daim olduğu gibi... Sadece yazıp-çizerek yaşamayı seçenlerin sorunlarından-sıkıntılarından bu anlamda epeyce uzaklar aslında...
Nasıl olsa başka bir yerden de az da olsa gelir olduğu için yazar-çizer dediklerimizin "Telif hakları" gibi hassas konularda gıkları bile çıkmıyor. Çünkü çoğunun tek derdi sadece kitabının yayınlanması. Yüzde kaç alırsa alsın, ne kadar vergi kesilirse kesilsin hiç önemli değil, tek dert sadece ve sadece o kitabın yayınlanması. Bunların çoğu telif sözleşmesine göz bile atmamıştır. Yayınevi ne verirse, ne derse eyvallah demiştir. Çünkü bu arkadaşların kitaplarının yayınlanması mesleğin yaşadığı bitmek bilmez telif hakkı sorunlarından daha önemlidir...
25 yıldır kitap yayımlayan, son 20 yıldır her yıl düzenli kitap yayımlayan dik başlı bir yazar-çizer olarak benim gibi telif sözleşmesi üzerinde hassasiyetle duran, yazarı sömüren maddelere ses çıkaran, yayımladığı kitapların çok büyük kısmında kişisel çabasıyla bu maddelerin çoğunu değiştirmeyi başaran bir yazar olarak ben de artık çok ama çok yorgunum... Çünkü bu telif hakları mücadelesinde yazar olarak çok yalnız kaldım.. Zira telif sözleşmelerinde titiz davranmak yüzünden pek çok yayıneviyle sorunlar yaşadım doğal olarak. Bu nedenle en son kitabımda ben de umarsa(ya)madım artık sözleşme maddelerini ve bugüne dek benim açımdan en ağır sözleşmeye imza attım... 25 yıllık kitap yayımlama maceramda telif hakları konusunda aşağı-yukarı her maddede geriye gitmiş oldum bu yüzden... Krizle gözümüzü açtığımız, krizlerin asla bitmediği bir ülkede ömrümüz bitecek ama bu krizler bitmeyecek. Çünkü bu ülkenin yaptığı işi "hobi" düzeyinde yapan az sayıdaki yaar-çizerinin herhangi bir YAPTIRIM GÜCÜ YOK... Bu gidişle de hiç olmayacak... Sadece medyanın pompaladığı, gözümüze soktuğu yazarları okuyacak, onlarla yatıp, onlarla kalkacak bu toplum...
Çünkü eli kalem tutan, adına hemen "aydın" dediğiniz yazar-çizer takımı henüz kendi telif haklarının bilincinde, ayırdında bile değil... Böyle bir derdi yok... Daha da vahim bir durum var son zamanda... Pek çok yayınevi yayımladığı kitapların parasını artık yazardan alarak basıyor. Böyle yeni bir "yazarcık" tipi doğdu ülkede. Kitabın bütün maliyetini veriyorsun yayınevine şak diye basıyor kitabını ve sen de böylece yazar olduğunu sanıyorsun. Tuzu kuru bir kesimin son eğlencesi bu. Kitabı yayınlansın diye artık kitabın tüm maliyetini kendi cebinden veren yazarlar, ülkede kalan son gerçek yazarların da üzerine toprak atıyorlar adeta ellerindeki o kazmayla... Onlar ellerindeki kalem sanıyor ama o ellerindeki kazma onların... Üzerimize toprak atıyorlar o kazmayla... Bunun dışında telif yüzdeleri aşağı düştükçe aşağı düşüyor... Bırakın telif yüzdesini yazara her basımda verilen kitap sayısı bile içler acısı... Sözleşme süreleri de yayınevi lehine hep uzun. Yazar fazladan kitap almak istediğinde bile dağıtıcıyla aynı orandaki indirimle kitabını alabiliyor. Oysa dağıtıcı yazardan kat kat çok kazanıyor. Kitapta en çok parayı onların kazandığını söyleyebiliriz. Ben de bu doğal kriz ortamında artık şu madde böyle olmasın, şu madde şöyle olsun diyecek durumda değilim ne yazık ki... Ne de olsa bu anlamda ne derneklerinin, ne örgütlerinin herhangi bir yaptırım gücü olmayan bir ülkenin bahtsız yazarıyım... Bu ülkede en zayıf dernekler ne acı ki yazar dernekleri, yazar örgütleri sevgili dostlar, sadece yıllık aidat istemeyi bilir onlar... "Beni atın" dedim ve çoğuyla kendi isteğimle ilişkimi kestim.
Bir kitap fuarının daha başladığı, şu kasvetli Kasım pazarında sizlerle dam üstünden bunları paylaşmak istedim... Hakkı epeyce yenmiş bir yazar-çizer olarak, en azından tarihe bir BLOG NOTU DÜŞMEK İSTEDİM...
DAMDAKİ MİZAHÇINIZ CİHAN DEMİRCİ
30 Ekim 2009
27 Ekim 2009
Cihan Demirci, 40. Yıl Sergisinde yer alan karikatürünün önünde...
Sevgili DAMDAKİ MİZAHÇI dostları, karikatüre ilk adımımı 31 Aralık 1977 günü Çarşaf dergisine karikatür götürerek atmıştım. Henüz 14 yaşındaydım. ilk karikatürüm ise 1978 yılının Ocak ayında yayınlanmıştı. Karikatüre başladığım yıllar dergi ve gazetelerde geçerken Karikatürcüler Derneğine epeyce uzaktaydım. Derneğe meslekteki 14. yılımda; yani 1992'de üye oldum. O günden beri derneği yakından izlemekteyim, çoğu etkinliklerinin içinde yer almaktayım.

1969 yılında Semih Balcıoğlu, Ferit Öngören ve Turhan Selçuk tarafından kurulan ve 2009 yılında 40. yılına ulaştı... Karikatürcüler Derneği, 40. Yıl etkinlikleri kapsamında üyelerinin birer karikatürle katıldığı büyük bir karikatür sergisi açtı. Benim de bir karikatürüm yer aldığı bu sergi 26 Ekim 2009 Pazartesi akşamı Beyoğlu-Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisinde bir kokteylle açıldı. Sergide özellikle karikatürleri sergilenen çizerler sergi salonunu doldurdu. Uzun zamandır bu denli kalabalık bir çizer topluluğunu birarada görmemiştik. Bu kalabalık topluluk 40. yıl sergisiyle biraraya gelmiş oldu. 21'e kadar süren sergi kokteylinde karikatürcüler birbirleriyle sohbet etme olanağı bulurken, derneğin 1979'da açtığı sergiden sonra ilk kez bu denli büyük katılıma sahip bir sergi düzenlediği gerçeği ortaya çıktı. 40. Yıl sergisi İstiklal Caddesi üzerinde, İsveç Konsolosluğunun karşısına denk düşen Ziraat Bankası Sanat Galerisinde 13 Kasım tarihine dek izlenebilir... Yolunuz oralara düşerse bir girin, bakın, izleyin derim...
Sergide karikatürü yer alan çizerlerden bir grup...
50. kuşağının aramızda olan son ustalarından Tonguç Yaşar, dernek genel sekreteri Aziz Yavuzdoğan ve Cihan Demirci...
Varol Yaşaroğlu ve Cihan Demirci
Sergideki en "toplu" fotoğraf!..
25 Ekim 2009
Sevinç Erbulak, Damdaki Mizahçınız Cihan Demirci ve Füsun Erbulak
Karikatürcüler Derneği başkanı Metin Peker'in kısa konuşmasıyla başlayan etkinlikte sözü daha sonra TGC eski başkanı Nail Güreli aldı ve Altan Erbulak'la ilgili duygu ve görüşlerini aktardı. Daha sonra ise; Altan Erbulak'ın tiyatro oyuncusu sevgili eşi Füsun Erbulak ile tiyatro oyuncusu kızı Sevinç Erbulak söz aldı. Ardından erken yaşta yitirdiğimiz tiyatro oyuncusu Mete İnselel'in eşi Kamuran İnselel, karikatüristlerden; Yurdagün Göker, İbrahim Ersaraç, Cihan Demirci, Nuri Bilgin, Raşit Yakalı Altan Erbulak ile ilgili anılarını paylaştılar. Etkinlikte Altan Erbulak'ın Kocamustafapaşa'da bir zamanlar tiyatro fırtınası estirmiş Çevre Tiyatrosunun işletmeciliğini yapan eski dostlarından Haydar Zengin ve kardeşi de bulundular... 2 saati bulan etkinlikte 59 yıllık hayatı dopdolu ve çok renkli geçmiş, sayısız mesleği hakkıyla yapmış büyük usta Altan Erbulak böylece bir kez daha anımsanmış oldu.
Geçen yıl ustam Altan Erbulak'ı Karikatür ve Mizah müzesinde düzenlenen; Füsun Erbulak, Sevinç Erbulak, İbrahim Tapa ve Dağhan Külegeç'in de konuşmacı olarak katıldığı etkinlikte "Bir Sıcak Kahkaha" adlı görsel sunumla anan, bulduğu her fırsatta onu yazılarıyla anmaya çalışan bendeniz Cihan Demirci de, söz bana geldiğinde onu tanımlamak için şunları söyledim;
"Altan Erbulak eğer yaşasaydı bugün aramızda olsaydı, 80 yaşında tonton gözüken ama aslında zıpkın gibi, enerjik mi enerjik bir ihtiyar olacaktı. Üstelik eminim ki bu salonda gene en gencimiz o olurdu, salonda bulunan en gencimize nal toplatacağına adım gibi eminim..."
SEVGİLİ ALTAN AĞABEYİ, YANİ O SICAK KAHKAHAYI BİR KEZ DAHA SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUM...
(Fotoğraflar: Cihan Demirci-Aziz Yavuzdoğan-Akdağ Saydut)
23 Ekim 2009
http://mizahhaber.blogspot.com/2009/10/cihan-demirci-yaziyor.html
Sevgili İbrahim İlbay öğretmenimiz, hemen sol tarafımda gözüken sevgili Nalan öğretmenimiz gibi bu etkinlikleri kaçırmayan öğretmenlerden, onunla el sıkışırken...
... Ve muhteşem üçlü birarada... Bu fotoğrafın çekilebilmesi için tam 30 yıl geçmesi gerekliymiş meğerse... Evet sevgili İlkin Deniz arkadaşımı en azından yaz aylarında artık Türkiye'ye geldiği için görüyorum ama hemen yanımdaki Burhan Şaylı'yla 30 yıl sonra biraraya gelmiş oldum. Lise yıllarında hazırladığım DESTUR mizah dergisinin kadrosu bu aslında...:)) Bu etkinliğin ardından Burhan yaşadığı Berlin'e, İlkin de Miami'ye döndüler. Biz buraların mahkumuyuz hala...
Aryamehrliler Kahvaltısı henüz başlamamış, ilk gelen arkadaşlardan bir grup tesislerin balkonundayız...

Sevgili sınıf arkadaşım Fahrettin Erdoğan'la bendeniz Damdaki Mizahçınız Cihan Demirci...
19 Ekim 2009







.jpg--.jpg)








