19 Mayıs 2008

Aşağıdaki yazı, Radikal'in eki Radikal-2'ye yazı yazdığı dönemde Cihan Demirci tarafından yazılmış ve 19 Mayıs 2002'de Radikal-2 ekinde yayınlanmıştı. Henüz AKP'nin dinbaz faşizminin başlamadığı bir dönemdi... Aradan 6 yıl geçmiş... Bu yazıda bazı ufak değişiklikler-güncellemeler yaptım, bugün 19 MAYIS 2008 ve yeniden yayınlıyorum...
BİR ADET "19 MAYIS"
YAZI GÖSTERİSİ...

Bugün 19 Mayıs. Gençlik ve Spor Bayramı. Bugün gençlere daha doğrusu "GNC"lere gene "spor" olsun diye bazı "hareketler" yaptıracaklar nice stadyumlarda. Bazılarınız "Bize şekil yapmayın" diyecek şimdi bazılarınız ise; "Bu hareketler bize ters gelir hocam" diyecek ve sinirlenip birilerini bıçaklayacak ya da vuracak belki de... Bunlar sahalarımızda görmek istediğimiz şeyler diil mi zaten???

Sahi, şimdilerde size ne kadar yakın acaba bu "Bayram" sevgili gnc arkadaşım? Hani Samsun'a çıkış günüydü bugün, bilmem okuldaki derslerden hatırlar mısın? Ne dedin; "Samsun çoktan düştü de, süper lige bir daha çıkamıyor mu?" Haaa, sen Samsun'u sadece futbol takımı olarak biliyorsun anladım!

Ama ben o Samsun'u kastetmemiştim. "Sen Samsun değil Winston Light mı içiyorsun artık?" Tamam canım, anlaşıldı. Lakin biliyorsun 19 Mayıs 2008 itibarıyla sigara içme yasağı artık her yerde başlıyor. En azından bu yazıyı okurken içme bari. Yani uygulanmayacak bir yasağımız daha oldu işte! Samsun demişken, Samsun limanı da, daha evvelsi gün satıldı biliyor musun, böylece ülkede satılmadık liman bile kalmadı...Hani gnc bir insan olarak günün birinde sığınmak isteyeceğin bir "liman" ararsan, durumu bil diye dedim bunu... O kadar yani...

Sahi gnc arkadaşım, ben bu arada seni lafa tutup da televizyondaki izdivaç programlarını kaçırmanı istemem. Üzülürüm sonra. Sahi şu muhafazakar ve dinbaz ülkeye ne çok yakıştı di mi şu izdivaç programları... Vay beee!.. Gel de bir zamanların ünlü maması Matild Manukyan'ı bu 19 Mayıs'ta anma... Kadıncağız geri gelip de, televizyonlardaki şu birbirinden "pezo-matik" programlara baksa, "Bizim günahımız neydi de, bizi damgaladınız" demez mi?.. Gnc arkadaşım, Manukyan bu işi en azından edebiyle yapardı ve her yıl vergi rekortmeni olurdu... Reyting için herşeyi yapan televizyon kanalları genci-yaşlısıyla insanlara resmen "aracılık" yaparken Manukyan'ın kemiklerini de sızlatıyorlar aslında...

Biliyorsun bu ülkede epeyce bir süredir önemli olan artık "uzaklardan" gelmektir. Buralarda olmayacaksın arkadaş. Uzaklara gidecek ve sonra uzaklardan geleceksin. Kapıları açıp fırsat versen gençlerinin neredeyse tamamı uzaklara kaçacak bir ülkedeki doğru hareket budur. Hareket 19 Mayıs hareketi değil, hareket çok açık, hareket kasti, hareket topa değil, bu hareket geleceği çoktan çalınmış bir ulusa yapılıyor ama hakem olan HALK her zamanki gibi UYUYOR. Ne de olsa epeydir İstikbal Studio Collection'da! Yani İstikbal artık bir YATAK sevgili gnc kardeşim... Öyle bir yatak ki ulusca içine girip yatıyoruz, mışıl mışıl da değil horul horul, aymaz aymaz UYUYORUZ!..

Dediğim gibi çok uzaklardan geleceksin ki Kraliçeler gibi karşılanasın. Buralarda öyle "yerli" neyin varsa hepsini yok edeceksin, yok yerli sermayeymiş, yok küçük sermayeymiş, yok edeceksin arkadaş. Her şeyi uzaklardan getireceksin. Uzaklardan gelecek ve mümkünse büyük olacak.

Gnc arkadaşım; hele hele muhafazakar, dinbaz filan da değilsen buralar cehennem artık sana. Hem muhafazakar, hem dinbaz, hem de maganda olacaksın. Hani en ufak harekette silahına ya da bıçağına davranan magandalardan. Hareketin topa değil karşındaki masuma olacak!!! Bilir misin bu magandaların çoğu muhafazakar ve dinbaz olur nedense üstelik...

Yok artık öyle Samsun'a filan çıkmak gnc arkadaşım. Bırakın bu işleri yaaaa!.. Çıkacaksan şöyle bir Uzakdoğu seyahatine çık!.. Sahi senin neyin var senin sevgili gencim? Ne istiyorsun? Yeni bir hayat mııııı? Yeni bir aşk mı? Evet, senin yeni bir hayata ihtiyacın var. Mucizeler yaratacağın yeni bir hayata...Televizyondaki programlarıyla mucizeler yaratan Sinan Çetin mi geldi aklına? Bak sen, pek bilmezsin ama o Sinan Çetin, "Film Gibi" bir adam olmadan çooook yıllar önce senin gibi gençler için, çok "özel" bir film yapmıştı;"Prenses" diye. Hiç unutmam sinemada üç kişi izlemeye başlamıştık o dayanılmaz filmi, derken biri "On Dakika Ara"da artık isyan edip küfrederek terk etti salonu, diğeri filmin sonlarına doğru elindeki patlamış mısırı beyaz perdeye fırlatıp gitti, bir ben kaldım koca salonda. Film şuna benzer bir cümleyle başlıyordu aklımda kaldığı kadarıyla: "Hiçbir düşünce için savaşmaya değmez". Sonrası da şu olmalıydı aslında ama sponsor sorundu tabii o zamanlar: "Hayatın gerçek tadı Koka Kola". Evet evet, aşağı yukarı bu anlamda bir cümleydi.

İşte böyle gnc arkadaşım. Sinan amcanın dediği gibi; İstikbalde seni yeni bir hayat bekliyor unutma. Hiçbir "düşünceye" gerek olmayan, hiçbir "düşünce" için de yok olup gitmeye gerek duyulmayan "yepyeni" bir hayat bu..."YPYYN" diye de yazabiliriz...

Bugün 19 Mayıs. Ne yapı-ceksin şimdi gnc arkadasım? Öncelikle fiziğine, kilona dikkat edi-ceksiiiin di mi amaaaa... Fizik herşeyden önemli artık... Sırf fizikle bile götürebilirsin şimdilerde hayatı... Başka hiçbirşeye gerek yok haaa...Hani beyin filan gibi... SMS diliyle yazalım: "BYN"...

Bak gnc kardeşim, beyninin içine asla yatırım yapmaya-ceksiiin, sonra bozuşuruz valla... Hayattaki bütün birikimlerin, her an nakite ve islami kar payına dönüşecek gibi olmalı. Tak şimdi sıkıca türbanı başına, giy uzun pardösünü, altına da çek file çorabı en pavyonundan... Daha da olmadı kara çarşaf al üstüne, bitsin bütün dertler... Sonrasında da biraz toprak atacaklar zaten üstüne, hani gömülme aşamasında...

Bek gnc arkadaşım sabahları erken kalkıp, sabah sabah Seda ablanızın programının başına koşun... Sonrasında da ne kadar yuva yapan, koca bulan, kadın bulan pezo-matik program varsa akşama dek izleyin durun... Yuvanızın ömür boyu tüm "kontür"ünü birileri karşılar elbet. Yuvanız ekran yuvası olursa bütün masrafları da çıkmış olur, sadece yuvanın içine 69 tane kamera yerleştirilecek, eh artık olacak o kadar canım!

Farkında mısınız gnc arkadaşlar? Sahi ne kadar güzel fiziklere sahip gençlerimiz var artık bizim de. Bebek gibi, sütun gibi kızlar, birbirinden yakışıklı, parlak delikanlılar. Muhteşem fizikler, sadece konuşmaya başlayınca bitiyorlar ama yakında onu da halledecekler merak etmeyin. Şimdilik birkaç parça eksik, onları da uzaklardan getirttik mi, değme keyfe...

Sahi yaaa, bugün 19 Mayıs'tı di mi gnc'ler... Gençlik ve Spor Bayramı. Bu kadar genç hazır stadyumlarda bir araya toplanmışken, onlara keşke "stand-up"çılarımız toplu halde bir gösteri yapsalardı ne güzel olurdu di mi? Şık olurdu valla. Ya da şu üst üste çıkıp "kule" oluşturan gençler, en üste Hande Yener'i alsalardı, fena mı olurdu? Hande'nin üstüne de Gülben Ergen çıkardı mutlaka!..

Bugün 19 Mayıs gnc'ler. Bugün, Ata'dan kalan son izi, Ataizi mi dediniz? Yoksa sizin "Ata izi"niz Hande Ataizi miii? Gerçi şu aralar onun da pek izi kalmadı yaaa...

Ey İstikbal'de 36 ay taksitle yeni bir hayat bekleyen gnc'ler, ana-babaları gibi her an kredi kartından batacak olan gnc insanlar... Ey bu ülkede iktidar kimse ona tapanlar...Şu an iktidar dinbaz ve faşist bir parti diye ona tapıp, gericiliğin sularına atlayan arkadaşlar...Bugün mavi gözlü bir adam, Samsun'a ayak basmıştı. Hayııııııııır, lens değildi canım onun gözleriiii!.. Suni hiçbir şeye sahip değildi. Bilir misiniz ki; silikonsuz kurulmuştu bu ülke gnc'ler. Bu ülkeyi kuranların selülitine bakmamıştı kimse... Üstelik çilekler ve domatesler de, insanlar gibi hormonlu değildi o zamanlar...

Bugün 19 MAYIS. O, bugün Samsun'a ayak basmıştı... Kimbilir sizler bugün nerelere ayak basacaksınız... Çoğunuzu aslında hafakanlar basacak gene biliyorum... Ey, sana dayatılan o "sahte" o "reklam" yaşamları her an yaşamayı arzulayan gelecekleri çoktan çalınmış milyonlarca TRK GNC'İ (Türk genci demek istedim) yazımı şu cümleyle bitirmek istiyorum: ; "İlla ki Samsun'a olmasa da, sizlerin de bir gün ayakları yere basar umuduyla..."

CİHAN DEMİRCİ

(19 Mayıs 2002'de Radikal-2 gazetesinde yayınlanan bu Cihan Demirci yazısı ufak değişikliklerle 19 Mayıs 2008'de stadyumdaki yerini almıştır...)

18 Mayıs 2008

DAMDAKİ MİZAHÇINIZ
CİHAN DEMİRCİ
ADIGÜZEL
GÜZEL
SANATLAR
LİSESİNDEYDİ...
15 Mayıs 2008 Perşembe günü, İstanbul Ataşehir'de bulunan ilk özel Güzel Sanatlar Lisesi; Adıgüzel Güzel Sanatlar Lisesinin konuğuydum...

15 Mayıs 2008 Perşembe günü, Ataşehir'de bulunan özel bir sanat okulundaydım... Mimar Sinan Üniversitesi Sinema Televizyon bölümünde okuduğum 80'li yıllardan okul arkadaşım olan sevgili Nedim, bu okulda bir süredir öğretmenlik yapıyordu... Geçtiğimiz günlerde beni okuluna davet etmişti. 15 Mayıs günü Nedim'le Kadıköy'de buluşarak, soluğu Ataşehir'de daha bir kaç yıllık özel bir güzel sanatlar kurumu olan Adıgüzel Güzel Sanatlar Lisesinde aldık... Devlete bağlı Güzel Sanatlar liselerini iyi bilirim, hatta yıllar önce ilk Güzel Santlar Lisesinin Erenköy'deki açılışında da bulunmuş, orda da bir söyleşiye katılmıştım ama ilk kez karşıma özel bir Güzel Sanatlar lisesi çıktı... Ataşehir'de bulunan okulun, Güzel Sanatlar lisesiyle birlikte Bilişim Teknik Lisesi adı altında bir lisesi daha bulunuyor. Nedim arkadaşımın tanıştırdığı müdür yardımcısı Türker Gedik'in de Oğuz Aral tedrisatından geçmiş eski bir Gırgır öğrencisi olması, 84'lere kadar karikatür çizmiş vaziyeti okuldaki muhabbetimizi daha da sıcak bir hale geitrdi doğrusu. Sevgili Türker Gedik'le okulun kurucusu Mevlüt Adıgüzel'in odasına yaptığımız ziyaret sonrasında, Nedim arkadaşımın öğrencileriyle başbaşa kaldım...

Okuldaki zamanın uygun olması nedeniyle yaklaşık 2.5 saate varan söyleşim gerçekten çok keyifli geçti. Birinci bölümde mizah ve karikatür üzerine aktardığım bilgilerden sonra medyaya özellikle de televizyon kanallarına değindim. İkinci bölümde, karikatür ve mizah tarihimizden kronolojik örneklerin yer aldığı slayt gösterisini gerçekleştirdim. Güzel Sanatlar eğitimi alan öğrencilerin arasında olmam bu söyleşiyi daha da anlamlı hale getirdi doğrusu. Söyleşinin sonunda soru sorma faslında, her okulda yaşadığımız zorluğu burada da yaşadık. "Soru sorma güçlüğü" bu döneme özgü bir öğrenci sorunu aslında. Söyleşiyi müthiş bir dikkatle takip eden, en ilgili öğrencilerden Hazal arkadaşımız neden soru sormadığını şu şekilde açıkladı bana: "Ben söyleşinizden gereken yanıtları aldım o yüzden soru sormama gerek kalmadı..." Umarım dediği gibi olmuştur... Doğrusu pek çok okulda olduğu gibi dar bir ders saatine sıkışmamış olması bu söyleşinin daha keyifli olmasını sağladı. Önümüzdeki eğitim yılında tekrar gideceğimi sandığım okuldan kitaplarımı imzalayarak ayrıldım. Sevgili Nedim'e öğrencileriyle buluşmamı sağladığı için ayrıca teşekkür ediyorum...

Ataşehir'deki Adıgüzel Güzel Sanatlar Lisesinde gerçekleşen Cihan Demirci söyleşisi sonrasında okul idarecileri ve söyleşiyi izleyen öğrenci arkadaşlarla... (15 Mayıs 2008)

14 Mayıs 2008

DAMDAKİ MİZAHÇI
CİHAN DEMİRCİ'NİN
ÇİZGİSİYLE FEVZİ PALUT

İzmir'de yaşayan can ağabeyim, bir büyük (70'lik) insan sevgili Fevzi Palut'un bu portresinin orjinali Nisan ayından beri evinin salonunda... AKP iktidarının abuk subuk bir yasa daha çıkararak "içkiyi şişeyle satma" kanununa belki de en çok sevinecek can dosta hoyrat İstanbul damlarından selam olsun!..

09 Mayıs 2008

ALANYA'DAKİ YARIŞMADA DİĞER YARIŞMALARA ÖRNEK OLMASI GEREKEN BİR İLKİ GERÇEKLEŞTİRDİK...

ULUSLARARASI AKDENİZ
KARİKATÜR YARIŞMASI
JÜRİSİNİN AÇIKLAMASI

Alanya Turizm Tanıtma Vakfı’nın sekiz yıldır başarıyla düzenlediği “Uluslararası Akdeniz Karikatür Yarışması” Türkiye’nin turizme açılan ilk ilçelerinin başında gelen Alanya’ya kültürel anlamda pek çok katkı sağlamıştır. Bu yarışmanın jürisi her yıl titiz ve özenli bir çalışmayla yarışmaya katılan karikatürleri değerlendiriyor ve ilk üç ödülün dışında altı özel ödülle her yıl toplam dokuz ödül veriyor.
Bildiğiniz gibi son yıllarda karikatür yarışmalarında giderek artan “daha önce benzeri yapılmış” karikatür sorunu yaşanıyor. Uluslararası ya da ulusal anlamda yapılan nerdeyse her yarışmada mutlaka benzer ya da zaman zaman kopya denilebilecek karikatürler ödül alabiliyor. Bu anlamda jürilerin yerli ya da yabancı çizerlerden oluşması ortaya çıkan örneklere bakıldığında pek de fark etmiyor. Dünyanın önde gelen karikatürcüsü de olsanız belleğinizde milyonlarca karikatür barınamıyor. Daha geçen yıl Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması’nda ve geçmişte Aydın Doğan Karikatür Yarışması’nda benzeri yapılmış karikatür sorununun yaşandığı ancak verilen ödüller için iptal kararının alınmadığı da biliniyor.
Alanya’da düzenlenen yarışmada bu yıl benzer bir sorun da ilk kez yaşanmış oluyor. Yarışmada birinci ve ikinci olarak değerlendirdiğimiz karikatürlerin benzerlerinin daha önce çizildiği, anlaşılmış bulunuyor. Bizler jüri üyeleri olarak çizerlerin bu karikatürleri kopya ettiklerine inanmak istemiyoruz. Ama ortada ciddi benzerlikler görülüyor. Üstlendiği görevin ciddiyetine inanan, kuralları baştan beri sıkı tutan Uluslararası Akdeniz Karikatür Yarışması’nın jürisini oluşturan bizler, karikatür yarışmalarına örnek olacak bir ilki gerçekleştiriyor ve bu yılın birincilik ve ikincilik ödüllerini iptal ediyoruz. Bu yıl birincilik ve ikincilik ödülleri verilmeyecektir. Daha önce de belirttiğimiz gibi çizerlerin iyi niyetine, kopya etmediklerine inanmak istesek de ortaya çıkan sonuç bize bu kararı aldırtmıştır.
Saygılarımızla.

ULUSLARARASI AKDENİZ KARİKATÜR YARIŞMASI JÜRİSİ:
Deniz SOM - Kamil MASARACI - İbrahim TAPA - Cihan DEMİRCİ - Mahmut KARATOPRAK - Nüvit ÖZKAN

------------------------------------------------------------------------------

ALANYA'DAN ENSTANTANELER...
Alanya'da bu yılda jüri toplantısından arta kalan zamanda Alanya'da yaşayan dostlarımızdan Fatih Taşpınar, Veysel Öktem ve Feyzi Açıkalın bizi yalnız bırakmadılar. Onlarla sohbet etme fırsatımız oldu. Bu yıl ayrıca Alanya'nın merkezine 15 dakika ötede dağların dibinde yapılmış, "Gold City" adlı turizm kompleksini gezme olanağı bulduk. 16 katlı bir rezidans ve villalardan oluşan, içinde olmayan şey pek bulunmayan bu etkileyici tesisin baş müşterilerinin İrlandalılar olduğunu öğrendik. "İçimizdeki İrlandalıların" sahibi Mustafa Denizli'nin kulakları çınlasın! Kerim beye ve Gülçin hanıma da ilgilerinden ötürü teşekkürler. Kalan zamanlarımızda kah Veysel'le, kah Fatih arkadaşlarımızla dolaştık. Alanya'ya bir söyleşi için gelen Erdal Atabek hocamızla sohbet ettik. İşte bu anlardan fotoğraflarla sizleri başbaşa bırakıyorum...

-----------------------------------------------------------------------------------------

ERDOĞAN KARAYEL'E
GEREKEN YANITTIR!

Önce Erdoğan Karayel arkadaşımızın "Don Quichotte" adlı sitesinde yazdığı bizi üzen yazısını okuyalım:

" ALANYA KARİKATÜR YARIŞMASI ÜZERİNE... ASLINDA BU YARIŞMA ÜZERİNE SÖYLENECEK ÇOK ŞEY VAR.. ÖNCELIKLE, ULUSLARARASI BİR YARISMA JÜRİSİNİN SADECE TÜRK KARIKATÜRCÜLERDEN OLUŞMASI BAŞLI BASINA BIR HANDİKAP. GERÇİ, YARIŞMA ŞARTNAMESINDE MARLENE POHLE ADI GEÇİYORDU ANCAK FOTOGRAFLARA VE HABERLERE BAKTIGIMIZDA MARLENE'NIN BU YIL JÜRİDE YER ALMADIĞI GÖRÜLÜYOR. BÜYÜK OLASILIK BU DEĞERLENDIRMEDE İLK İKİ KARIKATÜR, ARJANTIN ASILLI FECO BASKANI KARIKATÜRCÜNÜN GÖZÜNDEN KAÇMAYABİLİRDİ. BİLİYORSUNUZ İKİ SENE ÖNCE BEN DE ALANYA JÜRİSİNDEYDIM VE ÖZELLIKLE "DIJITAL KARIKATÜR" KONUSUNDA JÜRİYE TERS DÜŞTÜM. VE NEDENDIR BILINMEZ BIR SONRAKI YIL, YARISMA JÜRİSİNDEN GEREKÇE GÖSTERİLMEDEN ÇIKARILDIM. "YABANCI JÜRİ ÜYESI" KONTENJANINA MARLENE POHLE ÇAĞRILINCA YARIŞMA ADINA UMUTLARIM ARTMIŞTI. ANCAK GÖRÜLÜYOR Kİ, ÖZELLİKLE BU SENEKI ÖDÜLLENDİRME TAM BIR FİYASKO İLE SONUÇLANDI. ZİRA JÜRI ÜYELERINI TEK TEK DEGERLENDIRDIGIMIZDE, ULUSLARARASI YARIŞMALARA SIKLIKLA KATILMIS, ÖDÜL ALMIŞ KARİKATÜRCÜLERDEN OLUSMADIGINI GÖRÜYORUZ. HEMEN HEPSI "ULUSAL" KARIKATÜR CIZEN VE HER BIRI "KENDI ICINDE DEGER" DOSTLARIMIZ. ANCAK, BIRAZ EGRI OTURUP, DOGRU KONUSMAK LAZIM. MESELA, JURI DEGERLENDIRMESI OLDUKCA KISA BIR SÜREDE VE FAZLA ARASTIRMADAN, TARTISMADAN YAPILIYOR. EH, DURUM BÖYLE OLUNCA BU TÜR KAZALAR DA KACINILMAZ OLUYOR.. (BELKI DEGERLENDIRMEYI NISAN VEYA MART AYLARINDA YAPMAKTA YARAR VAR. ZIRA, JURI YAZ AYINDA VE ALANYA GIBI TURISTIK BIR BÖLGEDE VE DE COK GÜZEL BIR OTELDE TOPLANIYOR. INSANIN "BIR AN ÖNCE SU IS BITSE DE HAVUZA YA DA DENIZE GIRSEK, SONRA DA RAKI SOFRASINDA BIR GÜZEL PIYIZLENSEK" DIYESI GELIYOR..)DON QUICHOTTE'TA "SIMILAR" BÖLÜMÜ BENZER KARIKATÜRLER KONUSUNDA 200'E YAKIN KARIKATÜRLE HER ZAMAN IZLENEBILIR.. HIC DEGILSE YARISMA JURILERI BU BÖLÜME BİR GÖZ GEZDIRSELER.. YILLARDIR SÖYLÜYORUZ, (TÜM YARISMALAR ICIN GECERLI) KARIKATÜRLER BİR ÖN SECIMDEN GECEREK INTERNET ORTAMINDA BIR SÜRE SERGILENIR VE SONRASINDA DEGERLENDIRMEYE GIDILIR. DON QUICHOTTE BUNU ÜC YILDIR YAPIYOR.. IRAN CARTOON BU UYGULAMANIN EN BÜYÜK ÖRNEGI.. BÖYLELIKLE "BENZER VEYA KOPYA" KARIKATÜRLERIN BÜYÜK ÖLCÜDE ÖNÜNE GECILMIS OLUR..BIR KARIKATÜR EMEKCISININ BASKA BIR EMEKCININ HAKKINA TECAVUZ ETMESI HOS BIR SEY OLMASA GEREK. VE BENCE EN KÖTÜSÜ DE, SANAL ORTAMDA DESIFRE EDILMEK.. ETIK OLARAK BU UYGULAMANIN DOGRU YAPIP YAPILMADIGI TARTISILACAGINA, "KOPYA-CALINTI" ESERLERIN ÖNLENMESI ICIN DAHA NELER YAPILABILIR, ONLARA KAFA YORSAK SANKI DAHA IYI OLACAK.. ÖZELLIKLE "JURI YAPILANMASI" KONUSUNDA ÖNCELIKLE DERNEGIN, BU KONUDAKI CALISMALARINI VE ALISKANLIKLARINI (!) BIR KEZ DAHA GÖZDEN GECIRMESINDE YARAR VAR.. E.K. "

Şimdi yanıtımıza gelelim...

Sevgili Erdoğan, "benzer" karikatürleri "karikatür polisi" olarak bulmak başka şey, yıllarını karikatüre-mizaha vermiş insanları bu tür karikatür altı yazılarla acımasızca harcayıp vurmak başka şey. İlkine hiç lafımız yok ama ikincisine fazlasıyla lafı hak ettin bu kez... Bizler bir kere Alanya'ya senin yazdığın gibi "piyizlenmek" ya da "rakı içmek" ya da "denize girmek" için filan gitmiyoruz. Hangi yarışmaya giden jüri akşam bir şeyler içmiyor, içmek suç mu oldu Erdoğan, yoksa sen de mi içki düşmanı kesildin? Belki sen evvelki sene o amaçla gelmiştin, kendi amacınla bizimkini karıştırmışsın gibi geldi bize. Marlene Pohle, Arjantindeki bir işi nedeniyle ülkesine gittiği için bu yıl katılmadı jüriye. O olsaydı bu durum olmazdı vaziyeti de senin "Türk" karikatürcüsüne verdiğin "aşağılayıcı" değeri gösteriyor. Yazık... Oysa ki sen de biliyorsun ki, bu tür benzerlikler tamamı yabancılardan oluşan jürilerde de sayısız kez yaşanmıştır ve yaşanacaktır. Daha geçen yıl kaç tane yabancı jüri üyesinin olduğu Nasreddin Hoca'da benzer karikatür sorunu yaşanmadı mı? Aydın Doğan da ya da başka yarışmalarda bu durum olmuyor mu?.. Yurt dışında yaşamak uluslararası çapta olmak için yeterli midir? Uluslararası yarışmalarda sürekli ödül almakla iyi karikatür kokusu alınmıyor. Bunun en iyi örneği çok ödüllü çizerlerin de atladığı sayısız bu tür sonuç olmasıdır. Digital konusunda benim katı görüşlerim olmadığını sen de bilirsin. Jürilerin interneti kullanması gerektiğini yıllardır söylüyorum. İnternet çağında artık hiçbirşey eskisi gibi gizli kalmıyor. Bu tür şeyler internetten önce de fazlasıyla oluyordu ama sadece kulaktan kulağa bir şekilde sürüyordu. Herkesin bildiği ünlü Fransız ressam Millet'in klasik resmini de "versiyon" diye sayfana koymana ne demeli? O karikatürcü zaten o resmin karikatürize halini çiziyor. Bu da jüriyi hepten cahil yerine koyduğunu gösteriyor. Bu yarışmada sırf bir yıl görev aldığın için bu yarışmaya ve bizlere bu denli kızmak sence ne kadar sağlıklı? Kusura bakma ama ben burda bir ruh sağlığı sorunu görüyorum. Bizler Alanya'ya özel işlerimizi asla taşımadık. Yıllardır uyum içinde çalışıyoruz. Bazı yarışmalarda her yıl bu tür sonuçlar yaşanırken Alanya'da 8 yıldır ilk kez böyle birşey yaşandı. Oraya hep yarışma için gittik ve her hareketimize dikkat ettik bunca yıldır. Yani senin aklında olduğu gibi "tatil" için gitmedik. Daha yeni tanıdığımız insanlardan dergimize parayla reklam almadık. Beni bunları yazmak zorunda bıraktığın için üzgünüm. Benzer karikatür tamamen jürinin suçuymuş gibi, sorunu tamamen jürinin üzerine atarak kazandıklarını istersen bir kere daha düşün... Bu satırlara değer miydi?.. Arkadaş kaybetmek günümüzde çok kolay... Harca harcayabildiğin kadar... Günümüzde yapılmamış karikatür esprisinin pek kalmadığını sen de biliyorsun. O yüzden her jürinin başına gelebilecek bir şeyi yaşadık bizler... Hicabi gibi en azından bu hassas konuda "Yorumsuz" kalamadın, işin kolayına kaçıp suçu sadece bizlerin üstüne attın... Bence asıl fiyasko sonuçlardan öte senin bu yazın Erdoğan... Seni burda eleştiren pek çok insana karşı kaç yıldır hep savundum. Ama o insanları haklı çıkardın ne yazık ki bu yazdıklarınla... Bizi gerçekten üzdün... Gördüğün gibi senin gibi uluslararası(!) olamamış epeyce ulusal alanda kalmış bizler onurlu bir iş yaparak ilk iki dereceyi iptal ettik, artık rahat uyuyabilirsin... Karikatüre sahip çıkmakla karikatür polisliğine soyunmayı birbirinden ayırabileceğin günlere de bir gün ulaşman dileğiyle sözlerime son verirken, Almanya'ya en "benzerinden" (henüz harcanmamış) sevgilerimi iletiyorum!..

"Ulusal" mizahçı kardeşin Cihan Demirci

05 Mayıs 2008

Çizdiği karikatürler gibi,
mizahı bizzat yaşayan
bir karikatürcüyü
yitirdik:
EFLATUN NURİ...

30 Nisan Çarşamba gününden beri 8. Uluslararası Akdeniz Karikatür Yarışması için çizer arkadaşlarımla Alanya'daydım...4 Mayıs Pazar dönüş günümüzdü... 2 saatten fazla rötar yaparak pazar günümüzü Antalya Havalimanında perişan eden Atlas Jet'e başta İbrahim Tapa olmak üzere sövgülerimizi bitirmiş Yeşilköy havalimanına inmiştik...Uçaktan inip servise bindiğimiz anda cep telefonumu açmıştım ki, o anda çaldı... Telefonda Cumhuriyet Kültür servisinden Selcen arkadaşımız vardı. Artık onun sesini duyduğum anda bir karikatürcünün başına bir şey geldiği hissine kapılıyorum... Selcen son yıllarda bu tür haberleri ilk ulaştıran isim oluyor zira... Bu haberi de hemen verdi. Karikatürcü ağabeyimiz Eflatun Nuri'yi yitirmiştik... Hayatımızı esir almış İstanbul soğuk ve yağmurlu bir pazar gününde bizi gene geçmişe götüren bir kayıpla karşılamıştı...

Eflatun Nuri ve ağzından düşürmediği sigarasıyla Bir ANKARA TRENİ anısı... 1999 yılının Aralık ayında karikatürcüler trenle Ankara'ya gidiyorlar... Boşalmış bira şişeleri, bol muhabbet, bitmek bilmez anılar ve müthiş anekdotlar... En solda Eflatun Nuri kadim arkadaşlarından Tonguç Yaşar, yanında Eflatun Nuri. Karşılarında Damdaki Mizahçınız Cihan Demirci ve bir başka karikatürcü Turgay Karadağ...
(Cihan Demirci ARŞİVİNDEN...)

O MÜTHİŞ BİR "ANLATICI"YDI...

Havalimanında Kamil Masaracı, İbrahim Tapa, Havva Tapa, Didem Çapa ve Deniz Som'la vedalaşıp Havaş'ın Bakırköy servisine bindiğimde gözüm daldı. Eflatun abiyle ilk tanıştığımız günlere gittim birden... 81 yaşında ölen Eflatun Nuri'yle sanırım ilk kez 1981 yılında tanışmıştım. Yeni Asır gazetesinin Gıcık mizah ekine yazıp-çizdiğim zamanlar... Gazete adlı gazetenin Mazete adlı mizah ekinde yazıp-çizdiğim dönemde onunla röportajlar yaptım... Sonra Gırgır ve Fırt'ın pek de hoş olmayan bir döneminde aynı odada çalıştık bir kaç ay... Derken 90'ların sonunda "Bir Mizah Dehası Suavi Süalp" adlı biyografik-anı kitabını yazarken onunla epeyce biraraya geldim. Zira Suavi Sualp'in mizahçılığında en yakınındaki arkadaşlarından biriydi o... Suavi Sualp'le en önemli ortak yanı, Eflatun abi de Suavi Baba gibi mizahın kaynağı bizzat kendisi olan mizahçılardandı. Yani mizahı yaşayarak kağıda dökenlerdendi... Onunla bu kitap yayınlandıktan sonra biraz kızıp kapıştığım günler de oldu... Kendisini yakından tanıdıkça yaşadığı her anektodu ve anıyı tıpkı Suavi Baba gibi her defasında farklı anlatan yani her defasında yeniden yazan, renkli bir "ANLATICI" buldum karşımda... Evet, belki de en doğru tanımlama bu... Eflatun Nuri, meddah benzeri bir anlatıcıydı aslında... O yüzden yaşamının son yıllarında çizerlikten çok yazarlık yaptı...

Zira hem yazar hem de çizer biri olarak gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki yazarlık bu işe daha uygundur. Suavi Sualp kitabında bana verdiği bilgiler ve anlattığı kimisi hayali anılarla beni kitabın yayınlanması sonrasında epeyce zora soksa da, hatta epeyce kızdırsa da, yaşımın olgunluğu hayat tecrübem arttıkça ona karşı olan bu kızgınlıklar hınzır gülümsemelere dönüştü ben de hep...Aynı kızgınlığı Ertuğrul Akbay'ın eline geçen Gırgır ve Fırt dergilerinde çalıştığı dönemde de yaşamıştım... Ama bunları üst üste koydukça anladım ki karşımda müthiş bir "anlatıcı" var... O yüzden onun bir kaç yıl önce yayınladığı "Benim Adım Eflatun" adlı anı kitabına da hep hınzırca gülümseyerek baktım... Çünkü ordaki anılarında çoğunun aslıda yaşanmamış olduğunu, ya da bizzat Eflatun abinin yaratıcı kaleminden çıkmış hayali anılar olduğunu biliyordum... Çünkü bu anıların kimilerini ondan daha önce bambaşka şekillerde dinlemiş ya da bazılarına bizzat şahit olmuştum...

Sonuçta hayat dediğiniz şey de tıpkı tüm bu dediklerim gibi bir hikaye değil mi?... Her şey hayal aslında... Yaşam ve ölüm... Hepsi hayali... Şu an ki varlığımız bile... Gerçek olan şu ki, soğuk ve yağmurlu bir pazar günü, Türk karikatür tarihinin renkli bir kaleminin daha uçup gittiğini öğrendim İstanbul'a adım attığım anda... 81 yıllık bir ömür, çok yakında taşındığı yeni evinde tek başına bir şekilde 3 Mayıs Cumartesi gecesi bitmişti... Geriye sayısız karikatür, sayısız anekdot ve sayısız anı kaldı bu renkli ömürden... Onu hep ağzından düşürmediği sigarasıyla ve her defasında yeniden yazdığı anılarıyla hatırlayacağım hep... Ta ki sıra bize gelene dek... Bu ülke güzel renklerini bir bir yitirirken yerine renksizleri koyuyor... İnsan bile olamadan ömürlerini tamamlayan renksiz yaratıkların ülkesi burası artık... O yüzden EFLATUN NURİ gibi naif bir kuşağın, renkli anlatıcıları birer birer eksiliyor kendi çizgilerimizle süslü o yürek penceremizden...

Son kez tam bir ay önce 4 Nisan'daki Karikatürcüler Derneği gecesinde karşılaşmıştık Eflatun abiyle... Eflatun Nuri'yi şu an bir yerlerden duyar gibiyim... O şimdi burda olsa kendi ölümünü bile bize kimbilir ne denli değişik ve ne denli renkli bir şekilde anlatırdı... Çünkü hep gerçek bir karikatür gibi yaşadı hayatı boyunca... Çizgi izini bırakarak da gitti... Güle güle sevgili anlatıcı ağabeyim güle güle...

CİHAN DEMİRCİ

30 Nisan 2008

DAMDAKİ MİZAHÇINIZ
CİHAN DEMİRCİ ALANYA'DA...

Mayıs kapıya dayandı ve Damdaki Mizahçınız Cihan Demirci'nin Alanya günleri geldi çattı... Bu yıl 8. kez yapılan Uluslararası Akdeniz Karikatür Yarışmasının jürisinde görev yapmak üzere Alanya'da olacağım sizler bu satırları okurken... Yarışmanın sonuçları 3 Mayıs 2008 Cumartesi günü açıklanacak...

Uluslararası Akdeniz Karikatür Yarışmasının jürisi geçen yılki (Mayıs 2007) yarışmanın jüri toplantısında görülüyor...

SEVGİLİ USTAM
ALTAN ERBULAK'I
ÖLÜMÜNÜN
20. YILINDA SEVGİ
VE ÖZLEMLE ANIYORUM...
Sevgili Altan Erbulak'ı bundan tam 20 yıl önce 1 Mayıs 1988'de yitirmiştik... Damdaki Mizahçı'yı takip edenlerin anımsayacağı gibi onu bu yıl 3 Nisan 2008 tarihinde Karikatür ve Mizah Müzesinde gerçekleştirdiğimiz güzel bir söyleşiyle anmıştık... Burdan bir kez daha anıyor, o sıcak kahkahanın ruhuna özelm dolu sevgilerimi iletiyorum. ALTAN ağabeyle ilgili yazımı okumak isteyenler için tıklanacak adres:
Cihan Demirci'nin çizgileriyle; Altan Erbulak Fehimpaşa Konağı adlı oyunda...

Ölümünden bir kaç gün sonra çizdiğim ALTAN ERBULAK portresi... (Mayıs 1988)

29 Nisan 2008

DAMDAKİ MİZAHÇI
İZMİR'DEN GEÇTİ!

Damdaki Mizahçınız Cihan Demirci, bu yıl 13. kez düzenlenen Tüyap İzmir Kitap Fuarına 13. kez sektirmeden katıldı. İki söyleşi ve iki imza günüyle geçen İzmir macerasında Tüyap'tan daha fazla zamanım İzmir'in meşhur Çöpşişçisi Servet'in Yeri'de geçti diyebilirim...

1 yıldır gidemediğim sevgili İzmir'ime 22 Nisan 2008 Salı günü ulaştım. Tüyap Kitap Fuarının 4. günüydü. Bu yıl iki ayrı söyleşim vardı fuarda. Biri 25 Nisan Cuma günü, tek kişilik söyleşim "DAMDAKİ MİZAHÇIYLA DAMAGOJİK DAKİKALAR" diğeri ise 26 Nisan Cumartesi günü Mavisel Yener, Yalvaç Ural'la birlikte katıldığım "ÇOCUK EDEBİYATINDA GÜLMECE" başlıklı söyleşiydi..Bu iki söyleşinin dışında 25, 26 ve 27 Nisan'da İzmir'den fırsat buldukça Ercan Yayıncılık standında kitaplarımı imzaladım. Bu söyleşilerde beni yalnız bırakmayan İzmirli dostlara çok teşekkür ediyorum. 6 günlük İzmir yolculuğum gene her daim olduğu gibi pek keyifli, bol alkollü ve nefes nefese bir trafikle geçti. Önce çok sıcak ve boğucu bir İzmir havası karşıladı beni Salı günü... Sonra hava soğudu, yağmur yağdı, seller giden bir havanın ardından ayrıldım bu güzel şehirden... Pazar akşamı Servet'in Yeri'nde izlediğimiz GS-FB maçı da olmasaydı sanırım daha da keyifli ayrılacaktım Pazartesi günü ama olmadı. Fenerbahçenin dökülen futbolu buna izin vermedi. Bu arada 6 günde, 4 kez gittiğimiz meşhur çöpşişçi Servet'in artık bizim gibilere özel bir kart çıkartmasının zamanı geldi sanırım. Rüzgar gibi geçen 6 günlük İzmir maceram sonrasında başta sevgili can dostum Ercan Günaydın olmak üzere, İzmirli tüm cankuş dostlara, Ercan Yayıncılık'a, Tudem Yayınlarına ve tabii Tüyap ekibine çok teşekkür ediyorum... İzmiri İzmirlilerden bile çok seven bir İstanbul mahkumunun bir kez daha İzmir'le buluşmasını sağladıkları için... Şimdi sizleri 22-27 Nisan tarihleri arasında çekilmiş İzmir enstantaneleriyle başabaşa bırakıyorum...

İZMİR GÜNLERİMDEN
ENSTANTANELER...

20 Nisan 2008

DAMDAKİ MİZAHÇINIZ
CİHAN DEMİRCİ
13. İZMİR
TÜYAP KİTAP