06 Temmuz 2009
01 Temmuz 2009
1992 yılının Haziran ayından bir Cumartesi günü... Bakırköy'de Özgürlük Meydanında, sevgili Kemal Özer ağabeyle fiziken ilk kez tanıştığım o günden kalma bir anı...
Temmuz yaklaşırken, Temmuz kapıya gelirken benim kara mizahla örülü yüreğim sıkışmaya başlar... Yitik bir ay gibidir benim için Temmuz... O kadar çok insanı yitirdim ki ben Temmuz'da... Bundan 5 yıl önce, geçirdiğim ciddi bir kazayla Temmuz'da gidiyordum az daha... O yüzden ürkerim ben Temmuz'dan... Bu kez daha adım atmadan Temmuz'a...... Dün akşam aldım haberini sevgili Kemal Özer'in de gidiverdiğinin... Son yıllarda Ercan Günaydın arkadaşım İzmir'den telefon açıp, biz daha İstanbul'da duymadan kimbilir kaçıncı değerin ölüm haberini verdi bana?..
Kemal Özer'le ilk fiziki tanışmam benim için unutulmazdır... Neyse ki o anın fotoğrafını buldum... İşte yukarda gördüğünüz fotoğraf... Yıl: 1992... Aylardan; Haziran... Çizer ve müzisyen arkadaşım İlkin Deniz'le kurduğumuz Artı Yayınları'ndan çıkan 2 mizah kitabımın arka arkaya baskı yaptığı ve en çok satan kitaplar listelerinde boy gösterdiği günler... Kitaplarımın satmasına güvenerek, Bakırköy'ün ünlü Özgürlük Meydanında kitap sergisi bulunan bir arkadaştan gelen imza günü önerisini kabul ediyorum. Sıcak mı sıcak bir Haziran günü, İlkin'in kayınbiraderi, yayınevimizin çalışkan ferdi Levent arkadaşımla soluğu Bakırköy'deki kitap standında alıyoruz...Kitabımız iyi satsa da, fiziken kimsenin pek tanımadığı biri olduğumuzdan mıdır, pek gelen giden olmuyor. Kitapçı arkadaşın ailesine kitap imzalayarak vakit öldürürken, birden karşımızda tanıdık bir sima beliriyor. Kemal Özer bu. Sanki kurtarıcı bir melek gibi çöküyor önümdeki tabureye. Vaziyetin farkına varıyor kurt bir şair-yazar olarak. "Üzülme hep böyle olur bu işler" gibi laflar ediy
or. Ona heyecan içinde, taaa 1985'te binbir güçlükle bastırdığım ilk kitabımı özellikle imzalayıp veriyorum. Çünkü "Çıkışlar Arka Kapıdan" bir şiir kitabı. Daha sonraki karşılaşmalarımızda bana bu kitapta yer alan şiirlerimle ilgili övgü dolu sözler söylüyor. Hatta şiiri arka plana atmama biraz kızıyor. Mizahı da çok seven bir usta Kemal Özer. O gün Bakırköy'de sıkıntıdan vaktin bir an geçmesini beklediğim berbat bir imza gününün unutulmaz güzelliği oluyor sevgili Kemal ağabey... Böylece 1992'de başlıyor, 17 yıl süren dostluğumuz... Yazarlığın yarattığı fırsatlarla pek çok kez biraraya geliyoruz, özellikle İzmir'de Ercan Günaydın'ın düzenlediği etkinliklerde. Sonra unutulmaz bir Marmaris Kitap Şenliği yaşıyoruz beraber. Ondan kalan en son fotoğraf ise, geçen yıldan, 2008 yılının 1 Kasım günü Tudem Yayınlarının İstanbul Tüyap Kitap fuarındaki ödül töreninde yanyana geliyoruz. Sonra bu yıl Nisan'da görüyorum onu, meğerse bu onu son görüşümmüş...

Tarih: 1 Kasım 2008... İstanbul Tüyap Kitap fuarının açıldığı gün... Tudem Yayınlarının düzenlediği mizah öyküleri yarışmasının jüri üyesi olarak o gün ödül veriyorum, ödül töreninin sonunda sevgili Kemal Özer ağabeyle, onun hemen önünde diz çöktüğüm bu son pozumuz oluşuyor.
Ve işe bakın ki, son şiir kitabında 2 Temmuz Sivas katliamı için yaralı semah yazan (Temmuz İçin Yaralı Semah) Kemal Özer de bir 2 Temmuz gününde son yolculuğuna çıkacak Aksaray'daki Muratpaşa Camiinden...
"Gerçek" bir şair demek "Büyük" bir şair demekten daha önemlidir kanımca sevgili dostum, can ağabeyim KEMAL ÖZER için... Üstelik şu işe bakın ki; annemi, babamı ve pek çok akrabamı yolcu ettiğim, eğer İstanbul illetinden kendimi kurtaramazsam birgün benim de yolcu edileceğim çocukluk semtimin aile camiinden çıkacak bu son yolculuğa sevgili Kemal ağabey...
Gidiyor, kalan son "güzel" insanlar, gidiyorlar birer birer...
Kalıyor geriye bir koca teneke ülke, kendi boş gürültüsüyle...
DİZELERİNİN RUHU ŞAD OLSUN...
Şimdi gelin, onu son kitabı "TEMMUZ İÇİN YARALI SEMAH"tan "YANGIN İKİZİ" adlı şiiriyle uğurlayalım, 16 yıldır içimizi yakan Sivas ateşini asla unutmadan...
YANGIN İKİZİ
Yalnız onları değil bu tutuşturan
ateş
aynı yoldan gelip geçiyorsak
bizi de
Umudu ayağa kaldıran
türkülerden
biz de öksüz kalıyorsak yalnız
onları değil
Canevlerine sığmayan
uyandırıyorsa bizim de bakışımızı
öfkemize yön veriyorsa onlarsız
kalan dünya
Direncimiz gün ışığıyla
bileniyorsa her sabah
bizim de derimizde gezdirecektir
çatal dilini
Soluğumuzu yolcu edecektir
acının adresine
küllerin her savruluşunda bu
alevler
KEMAL ÖZER
28 Haziran 2009
Aslında başlangıçta 3 kişiden oluşan Telvin'e yakın zamanda bir de müthiş klavyeci katılmış. Grup üyeleri konser sonrası izleyenleri selamlıyor...En soldan sağa; Genco Arı (Klavye), Erkan Oğur (Gitar), İlkin Deniz (Bas), Turgut Alp Bekeoğlu (Davul)...
Aryamehr Liseliler, gene bas gitarını konuşturan ve özel kontrbas'ını döktüren Telvin üyesi arkadaşımız İlkin Deniz'le birlikteyiz...
Telvin Konseri sonrasında gene İlkin arkadaşımızla...
20 Haziran 2009
Çengelköy tepelerinden kalma bir siyah-beyaz fotoğraf... Annesinin kucağındaki çocuk Cihan Demirci'dir...
Tarih: 5 Temmuz 1991... Bolu Aladağ'daki unutulmaz bir tatilde en solda annem Sevim Demirci, ortada teyzem Bilgi Adaş ve sağda ben Cihan Demirci...
1971 yılının yazından kalma bir anı... Annem, ben ve babam benim kendimi bildiğim ilk tatilimde, Erdek'de kaldığımız Motelay önünde...

Cihan Demirci, TÜRKAN SAYLAN'ın anısına Delidolu mizah dergisinin 5. sayısında yayınlanan karikatürü... (5 Haziran 2009)
Sevgili dostlar, 2004 yılının Ocak sayısıyla yazmaya başladığım Koç Grubunun aylık dergisi "Bizden Haberler"deki beş buçuk yılı bulan "DAMDAKİ MİZAHÇI" yazılarımız derginin iki aylığa dönüşen ilk sayısı olan Nisan-Mayıs 2009 sayısıyla son bulmuş oldu... Sevgili Haslet Soyöz'ün yazılarıma karikatürüyle katıldığı, beş buçuk yıldır grup çalışanlarından da pek çok güzel mail aldığımız bu sayfa bizim isteğimiz dışında sonlandı. Dergiyi hazırlayan Kesişim adlı şirket, önce kriz nedeniyle dergiyi 2 aylığa çıkardığını bildirdi sonra da Koç grubuyla ilişkisinin bittiği haberini aldık. Bu dergiye yazdığım sondan önceki yazıyı, şimdi sizlerle "Damdaki Mizahçı" blogumda paylaşıyorum...
Sevgili Damdaki Mizahçı dostları… İşimiz kolay değil, damların mizahçısıyız… O dam senin, bu dam benim, dam üstünden hayat gözlemi yaparken sağlığımıza da pek dikkat etmiyoruz. Bu kış bulunduğum damlarda sıkça hasta oldum… Nezle, grip filan derken geçenlerde boğazlarımı fena halde üşüttüm ve bu yaşa kadar başıma gelmedik bir şey oldu sesim tamamen kısıldı… Ses tellerim kısa devre yapmış olacak ki bir anda çocukluğumun Lorel- Hardi, Şarlo günlerine geri döndüm… O da ne demek demeyin, yani “Sessiz Film” gibi oldum… Anlayacağınız kendini “sessize” almış bir cep telefonuna döndüm bir buçuk gün boyunca…
Sesimin çıkmadığı o 1.5 gün boyunca insan sesinin ne kadar önemli olduğunu, ses vermenin, sesini duyurmanın aslında insanı var ettiğini bizzat yaşayarak anladım. Ses verme konusunda zaten epeyce sorunlu bir toplum olduğumuz için sessiz geçen 1.5 gün bana müthiş bir hayat deneyimi oldu. Bilirsiniz sinemada film izlerken bazen filmin sesinde sorun olur, ses gider. Seyirci de hemen ses verir: “Makiniiiiiist seeeees!”
Benim vaziyet de biraz öyle oldu. Ama ses bende gittiği için “Makinist ses” diyecek durumum da yoktu. Üstelik sesimin gitmeye başladığı gün Cağaloğlu’ndaki Gazeteciler Cemiyeti salonunda bir toplantıda konuşmacıydım. Sesimi son derece idareli kullanarak konuşmamı ses tellerimde kalan son kontürlerle tamamladım. Yerime oturduğumda ses kaybım yüzde 80’e filana ulaşmıştı. Aynı gece kalabalık bir yemekte, müzik ve mekan gürültüsü altında masada birlikte bulunduğum karikatürcü dostlarla artık peçetelere not yazarak, hatta çizerek anlatma yoluyla konuşabildim!.. Ama asıl acayip durum ertesi gündü… Ertesi gün Pazar’dı ve sabah benim sesim artık hiç çıkmıyordu… O an bu ülkede aslında sesi varken hiçbir şeye sesini çıkarmayanları düşündüm her nedense…Sonra birden, hayatları boyunca hep “başkalarının” sesiyle konuşan, kendi sesi olmayanlar aklıma geldi… Eeee ne de olsa, damların henüz mesaj kaygısını yitirmemiş mizahçısıyız ya!..
Pazar günü tam anlamıyla sessize alınmıştım. Benim gibi 46 yılı bulan yaşamını hep sesini çıkartarak yaşayan birinin sessiz hali epeyce komikti. Yıllardır katıldığı söyleşilere hep “Seee seeee seeee, bir-kiii bir kiii, ses denemeee” diyerek başlayan bendeniz de artık çıt yoktu. Telefonun çalmamasını dilediğim bir gündü. Dinlenme korkusu taşıdığı için artık eskisi kadar konuşmayanları anımsadım o anda… Eğer bir dinleyenim varsa o gün izne çıkmış olmalıydı örneğin… Hadi yüzyüze gene not yazarak, çizerek bir şeyler anlatıyorsunuz ama telefondaki durum tam bir felaket. Bir süre sonra ses veremediğim telefonu kapatmak durumunda kaldım.
Bulunduğum damın üstünde bir kere daha anladım ki, insan sessizken hiçbir şey ifade etmiyor…Sesiniz illa ki güzel olmayabilir. Ama mutlaka olmalı. Etrafa sürekli bağırmak, çağırmak, her fırsatta fırça atmak için değil, ses vermeyi bilmek için. Bazıları hayat boyu sadece banyoda şarkı söylemek durumunda olsa da insan sesiyle güzel. Sürekli konuşamayan insanların halini o bir buçuk gün boyunca daha iyi anladım.
Sesimin yeniden aramıza döndüğü Pazartesi günü, damdan aşağıya seslenmek geldi içimden: “Sesinize sahip çıkın sevgili dostlar” diye… Sesini yitiren insanlardan oluşan toplumların ne rengi kalıyor, ne de herhangi bir şeyden şikayet etmeye hakkı… Sesini sadece kendi kendine konuşmak için kullananların sayısının ülkemizde de giderek arttığının farkında mısınız? Dikkat etmediğimiz ses tellerimiz aslında sürekli titreşime aldığımız gönül telimiz kadar önemli…
Sessiz insan, komik duruma düşüyor… Sessiz film döneminin en önemli oyuncuları; Lorel-Hardi ve Şarlo boşuna komik değillermiş. Şimdi daha iyi anladım. Seslendirme sanatçısı olmayabilirim ama sesime bundan sonra daha fazla dikkat edeceğim. Tabii ses vermeye de. Gelecek aya dek, sesinizle kalın, gülekalın…:))
09 Haziran 2009
Sevgili Burcu Karakaya, kültür-sanat-tiyatro-mizah tutkunu okurlarımdan... İmza gününe ilk gelenlerden biri oldu...
6 HAZİRAN 2009 CUMARTESİ günü, Sultanahmet Parkındaki 2. Babıali Şenliğindeydim...Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin geçen yıl ilkini yaptığı bu şenlik 7 gün boyunca, Babıali adını yeniden anımsattı bizlere en azından... Tabii artık ne yazık ki, ortada "Babıali" filan kalmamışken gerçekleşiyor bu şenlik... Bırakın Babıali'yi nerdeyse "İkitelli" bile kalmayacak yakında...
Uzun yıllar öncesi geliyor aklıma... Biz bu semtte başlamıştık yazmaya-çizmeye... İlk kez 1977 yılının 31 Aralık günü bir dergiye karikatür götürmüştüm Babıali denilen o heyecan yumağı semtte... Nasılda titremişti dizlerim o gün... Hala içimden çıkmadı o heyecan... O derginin adı Çarşaf'tı...Sonrasında Babıali Yokuşunu az çıkmadım...Yıllarca pek çok dergisinde, gazetesinde çalıştım bu semtin... O dik yokuşu her defasında nefes nefese çıkarak... Çarşaf, Çivi, Karakedi, Mikrop, Ses-Atmaca, Güneş, Gölge, Milliyet, Hürriyet, Gırgır, Fırt, Milliyet Yayınları, Hey, Gazete-Mazete, Gümgüm, Papirüs Yayınları, İnkılap Kitabevi, Say Yayınları... Bunlar ilk aklıma gelenler... Kitaplarımı basan yayınevlerinden çoğu da buradaydı... Kitabevleri, yayınevleri, gazeteler, dergiler, dağıtıcılar... Hepsi birer birer terk ettiler Babıali'yi ya da diğer adıyla Cağaloğlu'nu... O terk ediş, bize daha kötü, daha sıradan, daha yanlı, daha perişan bir medya armağan etmekten başka hiçbir halta yaramadı...Bu yüzden o yokuşu artık her çıkışta içim bir acayip oluyor, bir sızlama hissi kaplıyor yüreğimi... Babıali'de geçen yıllarımı düşünüyorum... 1977'nin sonundan 1990'lara dek gazetelerinde ve dergilerinde çalıştığım Babıali, sonrasında kitaplarımı basan yayınevleri nedeniyle hala ara-sıra çıktığım o yokuş... İşte bu duygularla çıktım gene o yokuşu ve soluğu bu kez Sultanahmet Parkındaki şenlikte aldım...
Sevgili çizer arkadaşım Mustafa Kocabaş, Özge, karikatürcü Ahmet Ümit Akkoca ve bana bir sürpriz yaparak imza günüme özel olarak gelen sevgili Oğuz Altay hocam...
6 Haziran Cumartesi günü, Karikatürcüler Derneği standında 13'te başladığım imza günü saat 21 olduğunda anca noktalandı. Zira Sultanahmet gibi İstanbul'un en hareketli ve en yaşayan semtlerinden birinde bir yandan yerli bir yandan yabancı turistler, diğer yandan da özel olarak bu şenliğe gelenler epeyce renkli bir şenlik yaşattılar bize... Sevgili okurum Burcu Karakaya ile epeyce uzuuun bir zaman sonra biraraya geldik. Şu ara Delidolu dergisinde de beraber çalıştığımız Mustafa Kocabaş arkadaşım, hoş bir sürpriz yaparak imza gününe gelen Oğuz Altay hoca, sevgili Osman Yavuz İnal ve Ahmet Ümit Akkoca dostlar ile derneğimizin sekreteri Aziz Yavuzdoğan arkadaşımın katıldığı sohbetlerle keyifli bir gün geçirdik. Bir de baktık ki saat 21'i bulmuş...O gün pek çok okurla uzun uzun sohbet etme olanağı bulduk ve doğrusu zamanın nasıl geçtiğini gene anlayamadık...
Osman Yavuz İnal arkadaşıma kitap imzalarken...
Kitap imzaladığım sevgili Eda Orhan, aynı zamanda karikatür de çizen bir hemşire arkadaşımız. Derneğimizin de üyesiymiş. Bu haberdeki pek çok fotoğrafı çeken sevgili Aziz Yavuzdoğan gene çekim hazırlığında...

2. Babıali Şenliğinde görünen o ki bu şenlik tuttu. Sanırım uzun yıllar devam edecek...

Çocuklar için özel olarak yazdığım mizah kitapları da gene çocuklardan ilgi gördü...

Şenay hanımla imza sırasında uzuuun bir memleket sohbeti de gerçekleştirdik...

Genç arkadaşların mizah kitaplarına olan ilgisi, değişen hayatlar nedeniyle eskisi gibi olmasa da, bu anlamda hala ümit var...

Sevgili Oğuz Altay da imza günü gözlemcisi ve saha müşahidi olarak yanımda...

Oğlu tam 15 yıldır hapiste olan çileli bir anneye imzaladım ilk kitabı bu imza gününde, ne yazacağımı, ne diyeceğimi bilemedim açıkçası...

Sevgili Burcu Karakaya, Aziz Yavuzdoğan, İsmail Cem Özkan'la sohbet anında...

Oğuz Altay, Cihan Demirci ve şenlik boyunca Karikatürcüler Derneği standında portre karikatürler çizen karikatürcü dostumuz sevgili Ahmet Ümit Akkoca...
(Fotoğraflar: Aziz Yavuzdoğan)
04 Haziran 2009
2 Haziran 2009 Salı sabahı, epeyce erken saatlerde damdan aşağı inip, yola düştüm... Aslında o sabah TRT-2'ye önceden çekilmiş bir programda konuk olmuştum ama yolculuk anına dek geldiği için izleyemedim. Güzergah, Yeşilköy Havalimanı... Ankara'da ODTÜ Kolejinde düzenlenen bir Edebiyat etkinliğine katılacağım. Etkinlik organizyonuna katkı sağlayan BESAM başkanı Esen Arslandoğan havalimanında telaşlı bir şekilde bizi bekliyor. Ekip aslında 5 kişi olacak. Yazar Adnan Binyazar ve Şair Yeşim Ağaoğlu da oradalar ama Osman Şahin son anda gelemeyeceğini bildiriyor. Uçakla Ankara'ya, tamamı ODTÜ Kolejinde geçecek günübirlik bir yolculuğa çıkıyoruz. Okula ulaşıyoruz... Okul öğretmenlerinin sıcak ilgisiyle ve çok önceden planlanmış güzel bir etkinlikle karşılaşıyoruz... Aramıza orada; son dönemlerin en popüler yazarlarından Ahmet Ümit ile Ankara'da yaşayan yazar dostlar; Cemil Kavukçu ile Mahmut Makal da katılıyorlar...
İmza sonunda öğretmenler ve öğrencilerle...
Cihan Demirci, Köy Enstitüsü kökenli iki büyük yazarın ortasında, solda; Adnan Binyazar, sağda ise; Mahmut Makal usta...
İki ayrı söyleşi sonrasında öğrenci arkadaşlara ve öğretmen dostlara kitaplarımı imzalıyorum. Bu imza sırasında çok daha keyifli bir sohbet oluyor her zaman ki gibi. Her okulda yaşadığım gibi biraz geç açılan öğrenci arkadaşlardan güzel sorular gelmeye başlıyor tam etkinliğin bitme anlarında... Sonrasında öğretmen arkadaşlarla sohbet ediyor akşam üstü de okuldan sıcak bir şekilde uğurlanıyoruz... Adnan Binyazar, Esen Arslandoğan, Yeşim Ustaoğlu ve bendeniz tekrar İstanbul'umuzun o insanı birbirinden anında kopartan çıldırtıcı atmosferine geri dönüyoruz... Bu güzel etkinlikle buluşmamı sağlayan ODTÜ Koleji'ne de, BESAM başkanı sevgili Esen Arslandoğan'a da DAMDAKİ MİZAHÇI blogu aracılığıyla sevgilerimi, teşekkürlerimi iletiyorum... Tabii o ışıl ışıl gözleriyle beni keyifle dinleyen ODTÜ Koleji öğrencilerine de...
İstanbul'dan ODTÜ Kolejine gelen 3 yazar ve kafile başkanımız Esen hanımla, ODTÜ Kolejinin sıcak ilgisini esirgemeyen öğretmenleri biraradayız..
03 Haziran 2009
Cihan Demirci mizahtaki olumsuz değişime ve özeleştiri eksikliğine değindi...
"GÖZ ÖNÜNDE" TRT-2'de 2 Haziran 2009 Salı günü sabah 08.25'te yayına girdi... Programın tekrarı ise 2 Haziran'ı 3 Haziran'a bağlayan gece 02.05'te yayınlandı...
Bu arada; DAMDAKİ MİZAHÇI'nız Cihan Demirci, 2 Haziran Salı günü Ankara'da yazar dostlarla birlikte ODTÜ KOLEJİ'nin "Edebiyat Günü" konuğu olduğu için bu programı izleyemedi... Ekrandan çektiği fotoğrafları ileten Yakup arkadaşa çok teşekkürler...
30 Mayıs 2009
23 Mayıs 2009
Mim Kemal Öke Ticaret Üniversitesindeki söyleşiyi açış konuşmasında...
İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencilerinden sevgili Elif Güzelses, Karikatür ve Mizah müzesinde düzenlediğimiz söyleşilerin geçen yıldan beri iyi takipçilerinden. Elif arkadaşımız, geçen yıldan beri okullarında bir mizah söyleşisi olsun, bir siyasi karikatür sergisi açılsın diye epeyce uğraştı.
Söyleşiye gittiğimiz gün öğrendik ki, Siyasi Karikatür sergisi okul yönetimince onaylanmamış, yani okulun sansürüne takılmış ne yazık ki. Uluslararası İlişkiler Kulübü bu sergiyi düzenleyemese de, üniversitenin Eminönündeki binasında bir söyleşi organize etti. Söyleşi günü öncesinde de bir iletişim sorunu yaşanınca, az daha bu söyleşiye gidemiyordum. Bir kaç yıldır görmediğim eski patronum Müjdat Gezen'le bu söyleşide biraraya gelecek olmam nedeniyle, söyleşi günü de çeşitli tersliklerle salona ulaştım.Söyleşideki zaman bana yetmedi işin gerçeği...
Görünen o ki, okul yönetiminin katı tutumu nedeniyle üniversiteli arkadaşlarımız söyleşilerine ne türlü bir başlık koyacaklarını da bilememişler. "Mizahi İlişkiler" demişler... "Mizah ve Uluslararası İlişkiler" demişler filan ama onların asıl merak ettiği konu, siyaset ve mizah ilişkisi... Sonuçta okulun öğretmenlerinden Mim Kemal Öke'nin yönettiği söyleşide Müjdat Gezen'le, DAMDAKİ MİZAHÇINIZ Cihan Demirci, gene siyaset mizah ilişkisini konuştular... Müjdat Gezen, geçmişte yaşananları, Evren'li dönemi anlattı, çeşitli dönemlerde yaşadığı baskılardan örnekler verdi ve konuşmasını fıkralarla sürdürdü. Lakin bizden sonra Japon konukların da bir etkinliği olduğu için, söyleşide bana verilen 15 dakika kadar bir süre anlatmak istediğim pek çok şeyi anlatmama yetmedi, cümleler biraz boğazıma dizildi diyebilirim. En azından "Bir Türk, Bir Alman, Bir Fransız, Bir Amerikalı" başlıklı özgün fıkralarımdan hiçbirini anlatamadan, öğrenci arkadaşların sevgili Müjdat Gezen'e sordukları sorularla bu söyleşi noktalandı...
Uluslararası İlişkiler Kulübünün düzenlediği söyleşi sırasında...
Mizaha son dönemde artan baskıları konuştuk...
Okul yönetiminin kültürel etkinliklerde öğrencilerin özgürlük alanını kısıtladığı bir gerçek. Ama her türlü kısıtlamaya rağmen öğrenci arkadaşlar bu etkinliği bir şekilde gerçekleştirdiler. Ama buradan şunu eklemek istiyorum, ben bunu saymıyorum, önümüzdeki dönemde çok daha kapsamlı ve zaman açısından daha doyurucu bir söyleşide bulunmak isterim...
Konuşmamda eski parti liderlerini bile mumla aradığımızı örneklerle anlattım...
Ticaret Üniversitesindeki söyleşi sonrasında Müjdat Gezen, Cihan Demirci ve Mim Kemal Öke, öğrenci arkadaşlarla toplu halde...
21 Mayıs 2009
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi onurlu bir derneği geride bırakan Türkan Saylan, hayal kurdu ve kurduğu hayalleri hayata geçirdi. Hayallerini çoktan yitirmiş bir ülkenin, korkak, ezik, büzük, zavallı fertleri, kendileri "hayal" gibi yaşadıklarından onu anlayamadılar... Bir yürekli kadın, karanlığın, yobazlığın, dinbazlığın gerçek yüzünü göstererek gitti bize... Neler yazmadılar ki hakkında, ne iftiralar attılar... Pensilvanya'dan kumandalı yaşayan, utanma duygusu kalmamış yobazlar onun annesinin İsviçreli oluşunu bile saldırı konusu yaptılar... Bakın yukarda ve aşağıdaki fotoğraflar, DAMDAKİ MİZAHÇINIZ Cihan Demirci'nin de konuşmacı olarak katıldığı bir ÇYDD derneği etkinliğinden... Tarih: 24 Ocak 2001'di...Bundan 8 yıl öncesi... ÇYDD derneğinin Beşiktaş Şubesinin düzenlediği "Uğur Mumcu"yu anma Toplantısı"nda konuşmacılar; Türkan Saylan, Nebil Özgentürk, Öner Yağcı ve Cihan Demirci idi. O akşam tam Uğur Mumcu'yuher yönüyle anmaya başlamıştık ki, bir acı suikast haberi daha almıştık... Haber Diyarbakırdan geliyordu... Diyarbakır'ın bu ülkede az görülür cesaretteki emniyet müdürü Gaffar Okkan'ı da o gece yok etmişlerdi... İşte o geceden bir kaç fotoğraf sizlere...
Türkan Saylan, Öner Yağcı ve Cihan Demirci söyleşi sırasında (2001)
Nebil Özgentürk o gecenin konuşmacılarından biriydi... (2001)
Beşiktaş'taki salonda sıkça çok duygulu anlar yaşanmıştı...
Uğur Mumcu anılırken gelen haberle bu kez Gaffar Okkan da girmişti söyleşimize...
20 Mayıs 2009
Cihan Demirci okulun kütüphanesinde kitaplarını imzalarken...
Bakırköy'de bulunan, Tarık Akan'a ait Taş İlköğretim Okulu, kültüre sanata özel önem veren sevimli bir okul. Geçtiğimiz Nisan ayında 11. kez bir kitap şenliği düzenleyen okul, 11-15 Mayıs 2009 tarihlerinde de "4. GÜLEN TAŞ MİZAH GÜNLERİ"ni düzenledi. 5 gün süren mizah günlerinde söyleşiler ve imza günleri düzenlendi. Nisan ayındaki kitap şenliğinde bu güzel okulun konuğu olmuş, mizah söyleşisi yaparak, kitaplarımı imzalamıştım. Mizah Günlerinde de bu kez "MİZAH DERGİCİLİĞİMİZ 140 YAŞINDA" başlıklı görsel sunumlu söyleşimle gene Taş okulundaydım... 11 Mayıs Pazartesi günü Cumhuriyet gazetesi çizeri Zafer Temoçin ile karikatürcü Raşit Yakalı okulun konuğu olmuşlar. Okul salonunda bir karikatür söyleşisi gerçekleştiren Temoçin ve Yakalı daha sonra okul kütüphanesinde imza dağıtmışlar. 15 Mayıs Cuma günü ise, okulun salonunda "MİZAH DERGİCİLİĞİMİZ 140 YAŞINDA" söyleşiMİ gerçekleştirdikten sonra okul kütüphanesinde kitaplarımı imzaladım. Bu etkinliğin mimarlarından olan Kenan öğretmeni yukardaki fotoğraftaen solda görüyorsunuz...
12 Mayıs 2009
10 Mayıs 2009
Seni yitireli 5 yıl olacak 2009 yılının 20 Haziran'da... Bugün gene hüzün dolu bir Pazar benim için... Adına "Anneler Günü" diyorlar... Hayatı pek çok çileyle geçen, 69 yıllık kısa ömrünün son 6 yılını Alzheimer'ın pençesinde, silinmiş bir bellekle geçiren benim birtanem ANNEM... DAMDAKİ MİZAHÇI oğlunun acayip fırtınalı, her anlamda zorlu yaşamı senin verdiğin o müthiş sevginin gücüyle; her türlü tersliğe, şanssızlığa, anlatılmaz müthiş bir yalnızlığa inat sürüyor, son nefese dek de böyle onurla, dimdik sürer umarım... BANA KATTIĞIN HERŞEY İÇİN; SANA BİR KEZ DAHA TEŞEKKÜR EDİYORUM, BENİM SEVGİLİ ANNEM SEVİM DEMİRCİ...
Gaziantepli çizer arkadaşımız Cemil Açıkkol'dan baklava servisi...
01 Mayıs 2009
Mehmet Duru tarafından çıkarılan "DELİDOLU" mizah dergisinin ilk sayısı, 29 Nisan'da İstanbul'da çıktı. DELİDOLU, 1 Mayıs Cuma günü de tüm Türkiye'de yayınlandı. DAMDAKİ MİZAHÇI Cihan Demirci, "DAMDAKİ MİZAHÇI" ve "CİHAN DEMİRCİ'DEN LAFORİZMALAR" köşeleriyle ve ayrıca karikatürleriyle DELİDOLU'da yer alıyor...
Mizah dergileri arasına yeni bir haftalık mizah dergisi katıldı. İlk sayısı 29 Nisan Çarşamba günü İstanbul'da çıkan DELİDOLU, 1 Mayıs'ta tüm Türkiye'de okurla buluştu. Mehmet Duru adlı bir "Zırdeli":)) tarafından çıkarılan dergi, hayatın içinde yaşayan bir mizah yapmaya özen gösterecek ve özellikle genç karikatürcü-mizah yazarları adaylarına şans vererek, onlara yeni bir kapı açmayı planlıyor. Derginin FACEBOOK'ta açılan grubunda şöyle deniyor: "Bu grup Deli Dolu Mizah Dergisinin yazarıyla çizeriyle ve okuyucusuyla iç içe olmasını daha doğru mizahın snop şekilde insanlara tepeden bakarak değil de insanların içinde yaşayarak mizah yapılacağını düşünenlerin grubu olarak hayata geçirilmiştir..."
"Adımız gibi DELİDOLU olacağız" diyerek, 29 Nisan'da yayın hayatına atılan dergide: Mehmet DURU, Mustafa KOCABAŞ, Mehmet Cemil AÇIKKOL, Cihan DEMİRCİ, Derya SAYIN, Salih SALI, Hatice ÖZBAY, Lütfü ÇAKIN, Serhat ÖZEV, Sadık PALA, Mustafa YILDIZ, Demirhindi, Gökhan KALAFAT, Sedat MİŞE, Yaşar Gürsoy, Lilith, Ömer Fikret ŞEN, Cem DURU, Hakan ALTUĞ, Orhan KARARTI, Altuğ VARAN, Kader ALTINOVA, İbrahim İLBAYLI, Erdoğan ORUÇ, A.Doğan, Saadet YALÇIN gibi isimler bulunuyor. Derginin aynı zamanda isim babası olan DAMDAKİ MİZAHÇINIZ Cihan Demirci de, yazı ve çizgileriyle Delidolu da yer alacak.
Dergi ile ilgili haber ve gelişmeleri, Facebook'taki dergi grubundan da takip edebilirsiniz. Derginin Facebook'taki grup adresi şöyle: http://www.facebook.com/album.php?aid=72193&id=717532560&ref=mf#/group.php?gid=75936556967
29 Nisan 2009
Üç can dost; Şükrü Erbaş, Cihan Demirci ve Ercan Günaydın kitap fuarı telaşı arasında, 25 Nisan Cumartesi sabahı Pasaport'ta çaylı-boyozlu bir kahvaltıda...
14. İZMİR TÜYAP KİTAP FUARI'na bu yıl son 3 gün katıldım... 24 Nisan Cuma günü, öğlenden sonra ulaştığım fuarda akşam 18'de "MİZAH DERGİCİLİĞİMİZ 140 YAŞINDA" başlıklı özel hazırlanmış, görsel bir söyleşim vardı. 2009 yılı başından beri 2 kez İstanbul'da ve bir kez de Adana'da gerçekleştirdiğim bu görsel sunumu bu kez çok sevdiğim İzmir'de yapacaktım. Ancak saat 18'e doğru söyleşi salonuna girdiğimde öncelikle teknik olanakların hazır olmadığını gördüm. Elimdeki CD ile ne yapacağımı şaşırmış bir halde laptop gelmesini beklerken, salondaki bir avuç candan dostun arasında karikatür dünyasından sadece 2 arkadaşımızın olması da ayrı bir can sıkıntısı yarattı ben de. Oysa İzmir benim mizah ve karikatür adına son 15 yılda çok fazla emek verdiğim bir şehirdir. O saatlerde fuarda standlarda oturan ya da muhabbet eden karikatürcü arkadaşlardan sadece Hande Dilek Akçam ve Özhan Mercan, mesleklerini ilgilendiren bu özel sunuma gelmişlerdi. Onlara buradan da özel teşekkürlerimi iletiyorum. Teknik hazırlığın da yarım saate yakın bir zaman gecikmesiyle, 18.30 gibi başlayan, 140 yıllık bir tarihi anlatan bu özel sunumu saat 20 civarında bitirdim. Salondaki az sayıda dosta özel bir teşekkür borçluyum. Oysa bu sunum Adana'da ve İstanbul'da çok daha fazla ilgi görmüştü. 2009 yılında daha da pek çok yerde gerçekleşecek. Son yıllarda her anlamda hızla kan kaybeden İzmir belli ki, coğrafyasının rehavetine kapılmış. Neyse ki 25 ve 26 Nisan'da Ercan Yayıncılık standında yaptığım imza günleri söyleşinin tersine gayet keyifli ve hareketli geçti. Birgün önce ki söyleşide gözükmeyen İzmirli dostlar da geldiler hatta. Kimisi iş gününe denk geldi dedi, o biliriz ki hafta sonu da olsa bu kez başka bahane çıkacaktır.
26 Nisan Pazar günü Ercan Yayıncılık standındaki imza günümde Turgut, Halit ve Bülent Vatansever arkadaşlarımın arasında...
17 Nisan 2009
Damdaki Mizahçınız Cihan Demirci için İzmir'in yeri ayrıdır. Pek çok İzmirli'den daha İzmirli olan Cihan Demirci, Tüyap'ın düzenlediği İzmir Kitap Fuarına da 14 yıldır hem söyleşileri hem de imza günleriyle, hiç sektirmeden katılıyor. Bu yıl da 24 Nisan'da söyleşisiyle, 25 ve 26 Nisan'da imza günleriyle fuarda olacak...
24 NİSAN CUMA GÜNÜ İZMİR KİTAP FUARINDA "MİZAH DERGİCİLİĞİMİZ 140 YAŞINDA" SÖYLEŞİSİ...
Bu yıl 14. kez düzenlenecek kitap fuarında Cihan Demirci, 24 Nisan Cuma günü, saat: 18.00-19.30 arası, 2 nolu konferans Salonunda "MİZAH DERGİCİLİĞİMİZ 140 YAŞINDA" başlıklı görsel sunumlu söyleşisini gerçekleştirecek. Bu söyleşiyi 2009 yılı için özel olarak hazırlayan Cihan Demirci, 1869'dan 2009'a kadar 140 yıllık mizah dergiciliği tarihimizi görsel bir sunum eşliğinde anlatacak. Bu görsel sunum 2009 yılında şu ana dek Adana'da ve 2 kez de İstanbul'da gerçekleşmişti. İzmir sonrasında; 30 Nisan'da da Beyoğlu'ndaki Attila İlhan Kültür Merkezinde gerçekleşecek.
25 NİSAN CUMARTESİ VE 26 NİSAN PAZAR İZMİR KİTAP FUARINDA İMZA GÜNÜ...
Cihan Demirci, 25 Nisan Cumartesi ve 26 Nisan Pazar günü de kitap fuarında ERCAN YAYINCILIK standında (2. SALON-708-D nolu stand) kitaplarını imzalayacak... (Saat:14-16 arasında...)
İZMİRLİ DOSTLARA, ARKADAŞLARA VE OKURLARA DUYURULUR...
Kitap fuarıyla ilgili geniş bilgi için site adresi: http://www.izmirkitapfuari.com/

















