30 Temmuz 2009

DEMİRTAŞ
AĞABEY DE
GİTTİ...

"DAMDAKİ MİZAHÇI" Cihan Demirci, bu kez de 15 yıldır dostluğunu paylaştığı bir yazar ağabeyini yitirdi... Son 15 yılda birlikte pek çok etkinliğe katıldığım sevgili Demirtaş Ceyhun ki, 1996'da yayınlanan ilk "DAMDAKİ MİZAHÇI" kitabım olan "APTAL BİLE DEĞİLİZ"in önsözünü de yazmıştı...

Tarih: 19 Kasım 1995...Kocaelinde Sabancı Kültür Merkezinde, Cezmi Ersöz, Cihan Demirci ve Demirtaş Ceyhun bir mizah söyleşisindeyiz...

Birer birer gidiyorlar...Bu hoyrat, bu nankör ülkenin göz önünde olmayan gerçek değerleri birer birer gidiyor...İşin gerçeği bu... Çünkü gerçek değerler duyarlı oluyorlar, hassas oluyorlar, daha çok üzülüp-daha çok yıprandıkları için fuzuli yere hayata karbondioksit yayan kötülerden çok ama çok önce gidiyorlar buralardan... Buralara dayanmak insan olana hiç de kolay değil ne de olsa... Daha Temmuz başında, 2 Temmuz'da bir yangın günü Kemal Özer ağabeyi uğurlamıştık...Temmuz sonunda bu kez Demirtaş Ceyhun ağabeyi uğurladık... 29 Temmuz günü, henüz 75 yaşındayken yitirdik onu... Temmuz gene Temmuzluğunu yaptı giderayak... Kimler gitmedi ki şu son yıllarda hep Temmuz'da...

Son 15 yılda dostluğunu paylaşmaktan onur duyduğum, yürekli, onurlu bir kalemdi sevgili Demirtaş ağabey... Giderek yok olan "gerçek" yazar kuşağının has üyelerindendi. Tıpkı Kemal Özer gibi onun da yayınevlerinden epeyce ağzı yanmıştı. O da Kemal ağabey gibi kendi yayınevini kurup kendi kitaplarını basma cesareti göstermiş ender yazarlardan biriydi: "Sis Çanı Yayınları"... Bunun belki çok zorluğunu çekti ama yayınevlerine müdanaa etmedi en azından.

1996 yılındaki ilk "Damdaki Mizahçı" kitabım olan "Aptal Bile Değiliz"e yazdığı önsözle beni çok mutlu etmişti. Baskısı uzun süredir olmayan bu kitabımdaki önsözü aşağıda sizlerle paylaşmak istedim... Birlikte pek çok etkinliğe katıldık. Kırklareli'ye, Kocaeli'ne, İzmir'e, Kıbrıs'a gittik beraber... İstanbul'da biraraya geldik... 1996'da çıkardığımız Panik mizah dergisinde beni kırmayarak yazarımız oldu. Birbirinden keyifli mizah yazıları yazdı ömrü çok uzun olmayan bu dergide...Demirtaş ağabeyin en çok sevdiğim yanı dobra bir insan olmasıydı... Heyecanlı, canlı-kanlı bir yazardı o... Öfkesini saklayanlardan olmadı hiç. Sözünü kimseden esirgemezdi. Bu özellikleri barındırdığımdan mıdır nedir, onu bu özelliklerinden ötürü de severdim. Karşılıklı ateşli muhabbetlerimiz olurdu ama birbirimizi hiç kırmazdık. İnce bir mizah duygusuna sahipti ne de olsa... TÜYAP kitap fuarı gibi ülkemizin en önemli kitap fuarında da büyük emeği vardır. Bu fuarın 1982'deki başlangıç döneminden 1992'ye dek 10 yol boyunca koordinatörü oydu. Fuarın başarısında büyük payı vardır. Sonra yerine bir başka içten yürek ağabeyimiz Deniz Kavukçuoğlu geldi. Onu 30 Temmuz 2009 Perşembe günü, ikindi namazı sonrası Teşvikiye Camiinden uğurladık... Kalabalıktı cenazesi... Seveni çoktu Demirtaş ağabeyin... "Ah Şu Biz Karabıyıklı Türkler" ve sonrasında yazdığı diğer inceleme kitaplarıyla Türkler hakkında çok yerinde ve çok doğru tarihi tespitler koydu ortaya. Ülkemizdeki sosyologların yapmadığı birşeyi yaptı yazar olarak. Aziz Nesin'in hep yanında, hep arkasındaydı. Onun hakkında yazdığı kitap Aziz Nesin'e sahip çıkma anlamında en önemli eserdir. Örgütçüydü. Mücadele adamıydı. Yazarlar Sendikasını Aziz Nesin'le birlikte kuran bir kaç kişiden biriydi. Bu sendikanın en parlak dönemlerinde o ve Aziz Nesin vardı. Şimdilerde sadece hayaleti kaldı ne yazık ki bu sendikanın da diğer yazar örgütlerinin de... Geriye pek çok anı, anekdot bıraktı bize... Yazacak daha çok şey var, ama şu an bu kadar... Fazlasını yazmak gelmiyor şu an içimden... Sizi fotoğraflar başbaşa bırakıyorum, sonrasında onun 1996'da "Damdaki Mizahçı" dizisindeki ilk kitabıma yazdığı önsözü okuyacaksınız... Güle güle, coşkulu Adanalı abim, güle güle...

Tarih: 7 Ocak 1995... KOCAELİ... İzmit'teki Toplum Kitabevinde, Demirtaş Ceyhun'la Cihan Demirci ortak imza gününde genç okurlarıyla...

Gene 7 Ocak 1995'ten kalma bir fotoğraf... İzmit Toplum Kitabevinde, Demirtaş ağabeyle birlikte kitaplarımızı imzalıyoruz...

Bu kez Demirtaş Ceyhun'la Kırklareli'ndeyiz... Tarih: 21 Ocak 1995... Kırklareli Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin düzenlediği söyleşide, Demirtaş ağabeyin "Karabıyıklı Türkler"ini mizahi bir bakış açısıyla değerlendiriyoruz...

1999 yılının Nisan ayından kalma bir fotoğraf... İzmir Tüyap Kitap Fuarı günlerinde, Alsancak Gazi Kadınlar Sokağındaki meyhanelerden birindeyiz Demirtaş Ceyhun ağabeyle...

2000 yılının Mayıs ayında Kıbrıs'ta Deniz Kavukçuoğlu'nun önclüğünde Tüyap tarafından düzenlenen Kıbrıs Kitap Fuarından bir anı... Bu kez Kıbrıs'tan kalma bir fotoğrafta Demirtaş ağabeyle...(En sağda oturuyor. Fotoğrafta daha önce yitirdiğimiz sevgili Şükran Kurdakul ağabey de var.)

------------------------------------------------------------------

Demirtaş Ceyhun'un "DAMDAKİ MİZAHÇI-Aptal Bile Değiliz" adlı kitabıma yazdığı önsöz...

DAMA ÇIKMAK

Hani fıkra bu ya... Eski zamanlarda sultanın biri, ne zaman zam yapsa, adamlarını hemen çarşıya pazara salar, halkın tepkisini kontrol ettirirmiş. Halkın, zam karşısında sadece homurdandığını, birbiriyle dalaştığını, kendi kendine konuştuğunu duydukça da: “Korkmayın” dermiş, “Zam yapmaya devam edin siz.”

Ama bir gün, gene bir zamdan sonra hafiyeler korkuyla koşup dönmüşler saraya.

“Sultanım” demişler telaşla. “Vallahi biz de anlayamadık ne olduğunu? Herkes homurdanmak filan şöyle dursun, tam karşıtı, zam mam tamam, yaşam hamam kaymakam diye tempo tutarak sokaklarda şakır şakır oynamaya, göbek atmaya başladılar birden.”

Bunu duyunca sultan, korkuyla fırlamış yerinden.

“Tamam” demiş. “Bundan böyle n’apacakları belli olmaz bunların. Artık zam mam tamam!..”

Bizimkisi de o hesap işte...

Galiba çıldırmamıza az kaldı... Lakin doktorumuz da yok ortada. Bilirsiniz insanlar fıttırınca da, nedense yüksekçe bir yere tırmanırlar hemen. Bir ağaca, bir elektrik direğine, minareye, bir köprüye ya da bir dama... Düz duvara bile tırmanırlar.

Galiba biz de, ha fırladık ha fırlayacağız damlara!.. Ama ne yöneticilerimiz farkında bunun, ne de polis farkında. Gene bir mizahçı farkında. Can havliyle fırlamış çıkmış dama, bizlerin de fıttırıp tırmanmaması için çırpınıyor. Kimileri “Kendim için istiyorsam namerdim” diye bir zamanlar Çankaya’ya çıkmıştı, mizahçımız bizler için dama çıkıyor...

Tanrı mizahçısız bırakmasın hiçbir toplumu, amin!..

Hele hele, bizim gibi Doğulu toplumları...

Çünkü soyut kavramlarla düşünmeyiz biz, somut kavramlarla dolayısıyla imgelerle düşünürüz. Ve mizahta buluruz kendimizi , mizahla anlatırız. Kıssalarla, fıkralarla, öykücüklerle, taşlamalarla... En büyük düşünürlerimiz de, hiç kuşku yok ki mizahçılarımızdır. En büyük felsefecimiz Nasreddin Hoca’dır, Dede Korkut’tur, Bekri Mustafa’dır. Halkımız kendini Bektaşi fıkralarında, Keloğlan masallarında, İncili Çavuş öykülerinde, Hacıvat-Karagöz ‘de, Kavuklu’da, Pişekar’da, meddahlarda, Ortaoyununda, Kel Hasan’da, İsmail Dümbüllü’de bulur, onlardan öğrenir. Yol göstericilerimiz, ufuk açıcılarımız hep mizahçılarımız olmuştur.

Divan şairlerimiz yüzyıllar boyu gül ve bülbülle boğuşurken, aydınlarımız taa Tazminat’tan (Bak: Osmanlı Tarihi, 19. yüzyıl, İkinci Mahmut Dönemi) bu yana bizlere kah Fransız gömleği, kah Arap-Fars gömleği giydirirlerken, kendi gömleğimizin içinde kalmamızı salık verenler hep mizahçılarımız olmuştur.

Cihan Demirci’nin, “DAMDAKİ MİZAHÇI” öykülerini Panik dergisinde ilk okuduğumda da öylesine rahatlamıştım ki, sanki dama çıkmış bar bar bağırmışım gibi, anlatamam.

Her şerden bir hayır doğar derler. Generaller imgelerle mizah yapılması yapılmasına da izin vermedikleri için galiba, 12 Eylül döneminde mizahçılarımız da işi dile dökmüşler, Cihan Demirci gibi “Geyik Muhabbetleri” diyerek yeni bir mizah dili , yeni bir mizah türü yaratmışlardı.

Cihan Demirci de bu türün ustasıdır, hiç kuşku yok. Ama hemen şunu da belirtmek isterim ki, Cihan Demirci’nin bu öyküleri, bu denemeleri kesinlikle salt birer “geyik muhabbeti” değil, gerçek birer mizah öyküsü, mizah denemesi... Yürekten kutlarım Cihan’ı...

Kemancı dama çıkmış ne yazar... Önemli olan mizahçının dama çıkması... Ve de, Cihan Demirci kendisi için dama çıkmışsa namerdim. Bizim için çıktı o. Halkı için çıktı dama.

Haydi iyi damlar sana Cihan Demirci.

Bu güzel öyküler için sağolasın...

Demirtaş Ceyhun / Eylül 1996 İstanbul

Hiç yorum yok: