04 Kasım 2007


  DAMDAKİ MİZAHÇI 

  CİHAN DEMİRCİ YAZIYOR...

O sadece "aşk" şairi değildi,
gerçek bir taşlama ustasıydı:
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN


Türk şiirinin büyük ustalarından Ümit Yaşar Oğuzcan'ı bundan tam 23 yıl önce bugün yani; 4 KASIM 1984'te yitirmiştik... Çoğunluk onu sadece "AŞK ŞAİRİ" olarak anımsar oldu ama o aslında klasik anlamda taşlama yazan son şairlerden biriydi belki de...



Mizahhaber’e yolladığı mektupta Erdoğan Karayel arkadaşımız Ümit Yaşar Oğuzcan ustayla 1977-78 yılları arasında Çarşaf mizah dergisinde aynı ortamda çalıştığı dönemden bahsediyordu. Erdoğan’ın bu sözleri beni de 1982- 1984 yıllarına götürdü bir an. Sevgili Ümit Yaşar ustayla ben de GÜM, yani Güldürü Üretim Merkezi çatısı altında birlikte çalışma onuruna ermiştim. 1982 yılının Kasım ayı başında adımımı attığım GÜM’de, onu ölüm tarihi olan 4 Kasım 1984’e dek, iki yıl kadar bir süre aynı ortamda çalıştık.

4 Kasım 1984'teki ölümünden sonra hazırladığımız özel sayfada "Taşlar ve Başlar" köşesi boş kalmıştı. Üstteki Ümit Yaşar portresi; Öznur Kalender'e aittir...

 
GÜM ekibi olarak o dönemlerde önce Güneş (Güm Güm) sonra da Hürriyet gazetesine (Gümbür Gümbür) yaptığımız mizah sayfalarında Ümit abinin haftada bir kez yazdığı “Taşlar ve Başlar” adlı taşlama şiir köşesinin başlığını ve küçük resimlemelerini (vinyet) yapmayı ben üstlenmiştim keyifle. Ne de olsa daha ilkokul çağlarından başlayarak hiciv-taşlama şiirleri yazan, bu tür şiirlere yazmanın da ötesinde çok meraklı bir mizahçıydım. 1980’de Gırgır dergisindeki “Haşlama-Taşlama” adlı köşede pek çok şiirim de yayınlanmıştı. Ümit Yaşar Oğuzcan ise bu anlamda o dönemin en duayen ismiydi şüphesiz. O yüzden onun köşesinin resimleme işini özellikle almıştım.

Ümit Yaşar Oğuzcan'ın başlığını ve çizimlerini benim yaptığım "Taşlar ve Başlar" adlı şiir köşesi...

Ümit ağabey, Cihangir’de, İsmail Dümbüllü Sokaktaki işyerimize bizler gibi her gün gelmese de, haftada en az bir-iki kez uğruyordu. O dönemler patronumuz Müjdat Gezen’in Cihangir’deki çatı katı dairesiydi işyerimiz. O günlerden kalma unutamadığım bir Ümit Yaşar anısını, Ümit Yaşar Oğuzcan ağabeyin 23. ölüm yıldönümü olan bugün de sizlerle paylaşmak istedim…

Bir kekemelik anısı...

Kimseler pek bilmez ama Ümit Yaşar Oğuzcan gibi en duygulu aşk şiirlerini, en keskin taşlamaları yazmış edebiyat ustasında ancak yakınlarının farkında olduğu bir kekemelik sorunu vardı. Ümit ağabey bizlerle konuşurken epeyce tekler ama şiir yazmaya oturdu mu dizeleri ardı ardına döktürürdü. Ümit Yaşar ağabey bir çalışma günü, akşam üstü iş yerinden ayrılırken gene epeyce kekeleyerek bize, o akşam TRT televizyonunda bir kültür-sanat programına konuk olacağını söyledi. İşyerindeki yazar-çizer arkadaşlar, yaşlarımızın epeyce genç olması ve mizahçı olarak içimize işlemiş o anlatılmaz muziplik duygusuyla, o gittikten sonra aramızda epeyce kıkırdadık. Ümit ağabey, akşam televizyona çıkıp konuşacak ve sonuçta kekeleyecekti. Biz genç mizahçı takımı için muzipçe bir gülme fırsatıydı bu ne de olsa...

Sanki bugünler için yazılmış bir "Atatürk" şiiri...

O akşam Ümit ağabeyin programını dikkatle izlemeye başladım. Sunucu onu tanıttıktan ve hakkında bilgiler verdikten sonra sözü Ümit ağabeye vermişti. Anımsadığım kadar Ümit ağabey, biraz derin nefes alıp, ağır ağır da olsa en ufak bir kekeleme yapmadan programı sürdürdü ve temkinli bir şekilde de tamamladı. Gülmek için ekran başına dolan bizleri haya kırıklığına uğratmıştı. Ya ertesi gün, ya da birkaç gün sonra işyerine geldiği ve kapıdan girdiği anda salonda karikatür çizmekte olan bizlere bakıp gülümsedi. Durumu anlamıştı. Bize; “Ne o fırlamalar, o programda kekeleyeceğim zannettiniz di mi?” dedi… Ama bu sözleri gene heyecan içinde ve kekeleyerek söylüyordu. Bu kez karşılıklı olarak gülüşmeye başladık. Sonra gene kekelemesini sürdürerek devam etti: “Ben neden şair oldum, neden Türkçeye bu kadar hakimim sanıyorsunuz, o tür ortamlarda kekeleyeceğim zaman durup nefes alıyor, ağır konuşuyor, ya da kekeleyeceğim sözcüğün yerine hemen başka bir sözcük buluyorum…” Buna benzer sözlerle o gün bizi epeyce şaşırtan ve bize bir hayat dersi veren sevgili Ümit ağabey, belli ki bizlerin yanında rahattı ve o rahatlık yüzünden kendini kasmıyor ve rahatça kekeliyordu. Ama herhangi bir resmi ve ciddi ortamda durumu gayet güzel idare edebiliyordu. O gün, onun bizlerin yanındaki rahatlığı öylesine hoşumuza gitmişti ki, diğer ayrıntıları unutmuştuk bile…

Sevgili Ümit Yaşar Oğuzcan usta birlikte çalıştığımız bir dönemde ayrılmıştı aramızdan. Anımsadığım kadar Tüyap Kitap fuarında 6 Kasım günü Müjdat Gezen’le birlikte imza günleri vardı. Ama bizler 4 Kasım 1984’te onun ölüm haberini aldık. O zamanlar Hürriyet gazetesine “Gümbür Gümbür” adlı günlük mizah sayfasını hazırlıyorduk. Sizlerle bu yazıda paylaştığım o sayfanın tamamını ona ayırıp, özel bir “Ümit Yaşar Oğuzcan sayfası” hazırladık anısına. “Taşlar ve Başlar” köşesini ise bu kez boş koyduk o sayfaya. O zaman gene birlikte çalıştığımız Savaş Dinçel ağabey sayesinde öğrenmiştim ki, şiirimizin pirlerinden Aşık Veysel, Ümit Yaşar için özel bir şiir bile yazmıştı zamanında, bu şiir de o özel sayfada yer almıştı o gün…





Aradan yıllar geçti… Ümit Yaşar Oğuzcan, bugün sadece o unutulmaz aşk şiirlerinin şairi olarak anımsanır oldu. Şüphesiz Ümit ağabeyin aşk şiirleri her daim hep ön plandadır ama onun klasik anlamda son taşlama şairlerimizden biri olduğu bugün anımsanmıyor ne yazık ki. Onun bu yanı hep es geçiliyor. Çünkü taşlama şiiri bugün yok edildi Türkiye’de. Onun yitirdiğimiz 1984 yılı sonlarında ben ilk taşlama şiir kitabımı yayınlayabilmek için çırpınıyordum. Bir hayalim vardı, önsözü ona yazdırmak ama erken ölümüyle bu ne yazık ki kısmet olmamıştı. Ölümünden sadece 4 ay sonra 1985 yılı Mart ayında binbir güçlükle yayınlayabildiğim “Çıkışlar Arka Kapıdan” mizahi şiirlerden oluşan bir kitaptı. 80’li yılların sonlarına doğru taşlama şiirimiz hepten yok edildi. Ümit Yaşar’ın bıraktığı taşlama şiir bayrağını taşımaya çalışan benim gibi mizah şairleri, başka tür bir mizahın içinde buldular kendilerini. Ben şiir formunu, karşılıklı diyaloglara-monologlara, özdeyişlere, duvar yazısı havasında esprilere çevirmek zorunda kaldım. Şiir tutkum hala sürse o kitaptan 14 yıl sonra 1999’da bir şiir kitabı daha yayınlamış olsam da (Sazan Mevsimi) taşlama şiire reva görülen bu durum beni hala üzer. Üstelik böylesine uygun bir iktidar varken, ülke dinci bir faşizm altında inim inim inleyip yok olurken taşlama şiirinin ortalarda görülmemesi, şairlerden çok bu tür şiirlere epeydir sırtını dönmüş olan bu ülke halkının ayıbıdır…

CİHAN DEMİRCİ (4 KASIM 2007)

4 Kasım 1984'te birlikte çalışırken yitirdiğimiz Ümit Yaşar Oğuzcan için, özel olarak hazırladığımız Hürriyet'teki "GÜMBÜR GÜMBÜR" mizah sayfasının tamamı görülüyor...

2 yorum:

serpilezer dedi ki...

Sayın Cihan DEMİRCİ,
Bize zaman ayırdığınız, "şaka günü"nde bizlerle olmayı kabul ettiğiniz, öğrencilerimiz ve bizlerle paylaştıklarınız için biz teşekkür ederiz.
Serpil EZER

serpilezer dedi ki...

Sayın Cihan DEMİRCİ,
"Şaka Günü"nde bizlerle olmayı kabul ettiğiniz, öğrencilerimiz ve bizlerle paylaştıklarınız için teşekkür ederim.
Serpil EZER