04 Kasım 2007

BU ÜLKE ONU ÇOK ARAYACAK!
Şimdilerde içine düştüğümüz, birbirinden kalitesiz-niteliksiz, rezil ötesi politikacılar ortamında, o hiç "politikacı" olmadı. Sadece "siyasetçi" olmaya çalışan harika bir bilim adamıydı. Üstelik mizahın ince zekasıydı... Adı: Erdal İnönü'ydü... Bu ülke insanının değerini anlayamadığı değerlerden biri olarak 81 yaşında sessizce ayrıldı aramızdan...
Damdan bu kez aşağılara değil, yukarılara bakıyorum ve o her daim gülümseyen sevimli yüzüyle, bir mütevazı, bir içten, bir doğal, bir komplekssiz, bir bilge insan bana el sallıyor şimdi bulutların üstünden… Uzunluğundan çok inceliğini öne çıkaran bu insan da şimdi bulutların üstünde… O insan; ERDAL İNÖNÜ…
80’li yılların ortasıydı. Henüz damlarda değil aşağılarda olduğum zamanlar. O yıllar Taksim, Elmadağ’da Müjdat Gezen’in GÜM adlı, güldürü üretimi yapan işyerinde çalışıyorum. Her zaman yaptığım gibi akşam işten hızla çıktığım bir günde Elmadağ’dan Taksim’e doğru hızlı adımlarla yürüdüğüm bir anda, benim kadar adımları hızlı olan ve benim kadar uzun boyu bulunan birisiyle çarpıştım…İkimiz de o kadar hızla yürüyorduk ki, birbirimizi gördüğümüz anda frenlerimiz tutmamıştı. O uzun boylu kişi aniden bir apartmandan çıkmıştı hızlı adımlarla. Çarpıştığımız anda duyduğum ilk söz: “Çok affedersiniz” olmuştu. Kafamı kaldırdığım da karşımda tüm sevimliliğiyle Erdal İnönü durmaktaydı. “Estağfurullah, asıl siz affedin ben çarptım” gibi bir cümle çıkmış olmalı ağzımdan. Erdal bey ve onun hızlı adımlarına ayak uydurmaya çalışan sevgili eşi Sevinç hanımla o an birbirimize bakıp gülümsemiştik. Bu küçük çarpışma dışında Erdal beyle herhangi bir tanışmam ya da diyalogum olmadı. Ama bu mütevazı ve zarif insanın inceliğine benim o gün çarpıldığım kesindi. Türk siyaseti 1980 sonrası dönemden bugüne dek onun kadar samimi, onun kadar doğal ve de en önemlisi onun kadar “özeleştiri sahibi” bir siyasetçi daha görmedi, bundan sonra da görmesi çok zor... Ondaki özeleştiri kültürünün zerresi, bugünün siyasetçilerinde yok. Bugün siyasetçi bulmakta zor artık, bugün daha çok kurnaz politikacılar var karşımızda.

1983'te siyasete biraz da arkadan ittirilerek giren Erdal İnönü'yü belki de ilk kez çizdiğim karikatür budur... Yıl: 1983'ün yaz ayları olmalı... GÜM'ün Güneş gazetesindeki birinci yıl sayfasında çıkmış bu karikatür. GÜM'ün iki patronu Kandemir Konduk ve Müjdat Gezen'in karşısında o dönemin 3 lideri var, şimdi üçü de yok...

O, biz karikatürcülerin-mizahçıların en çok sevdiği, çizerken en çok keyif aldığı isimdi. Geriye birbirinden renkli anekdotlar, birbirinden zeka ışıltılı anılar ve tertemiz bir isim bıraktı. Sevgili Erdal İnönü, karikatürcüleri-mizahçıları da çok severdi. Onlara dava filan değil her zaman kucak açtı, sevgi gösterdi. Onda mizahçılara özgü ince bir zeka vardı. Onu şimdiden artan bir özlemle anarken ondan kalan birkaç anekdotu sizlere aktarmak istiyor, gelecek aya dek dam üstünden sevgilerimi iletiyorum…

Erdal İnönü’yü sinema çıkışında yakalayan bir gazeteci sorar: “Sayın İnönü, sizi bu sıralar sinema salonlarında göremiyoruz pek?.. Yanıt gecikmez: “Tabii göremezsiniz sinema salonları karanlık oluyor.”

Eşi Sevinç hanım: "Erdal yetiş fare var" diye çığlığı basar günün birinde. Erdal bey gayet sakin yanıt verir: "Bana ne Sevinç, ben kedi miyim?..”

Gazetecinin biri sorar: “Sizin için Norveç’e başbakan olur diyorlar” Erdal İnönü her zaman ki gülümseyerek yanıt verir: “Çok teşekkür ederim. Bu herhalde sen bu işleri Türkiye’de beceremiyorsunun kibarca söylenmesi oluyor.”

Seçmenlerden biri seçim otobüsünün önüne atılır ve Erdal Bey'e hitaben "Ölürüm yoluna" diye haykırır. Erdal Beyden yanıt gelir: "Dur, ölme. Bir oy bir oydur."

SHP genel başkanlığı döneminde diğer sol parti liderleri ve bürokratlarla bir restorana gider. Garsonun "Bir şey almak ister misiniz, efendim" sorusu üzerine "Teşekkürler biz birbirimizi yiyeceğiz" yanıtını verir.

Erdal İnönü'ye hakaret eden bir partilinin ihracı konuşulmaktadır.. Yardımcıları partilinin ihracında ısrar ederler... Erdal İnönü ise karara karşı çıkmaktadır... Sonunda dayanamaz, tartışmayı şu sözlerle bitirir: “Adam size küfretmemiş ki, bana etmiş... Size ne oluyor?..”

Erdal Bey fanatik bir sigara düşmanıdır, Parti Meclisi toplantılarında duman altı olmaktan fena halde rahatsızdır. Bir Parti Meclisi toplantısında ilk sözü şu olur: “Bundan böyle bu toplantılarımızda sigara içilmeyecek!” Arka sıralardan bir üye: “Bu kararınızı oylamaya sunsak efendim, diye itiraz etmeye kalkışır. İnönü'nün cevabı gelir: “Antidemokratik isteklerde oylama olmaz!..”

Erdal Bey’e bir gün, hiç sıcak bakmadığı siyasete yıllar sonra neden girdiğini sorarlar. Yanıt müthiştir: “Ülkemi benden daha kötüleri yönetmesin diye!..”

Hiç yorum yok: